Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > İran Krizi: 12 Günlük Çatışmadan 107 Günlük Savaşa

İran Krizi: 12 Günlük Çatışmadan 107 Günlük Savaşa

Hasan BİRGÜL

Dış Politika Araştırmacısı

Amerika Birleşik Devletleri–İran–İsrail savaşı, modern çatışmaların artık yalnızca cephede değil; sokakta, ekranda ve zihinlerde yürütüldüğünü bir kez daha gösterdi. Bu savaş, tankların ve uçakların ötesinde, toplumsal dengelerin, algı yönetiminin ve siyasî ilanların eş zamanlı olarak devreye sokulduğu yeni bir savaş modelinin sahaya yansımasıydı. Klasik anlamda bir cephe hattı oluşmadan, kısa süreli ancak yoğun askerî baskıyla başlayan süreç; hedef alınan ülkenin iç toplumsal dokusunun zorlanması ve nihayetinde savaşın bir lider beyanıyla resmiyet kazanmasıyla tamamlandı.

Sürecin ilk aşaması, 2025’te İsrail ile İran arasında yaşanan ve on iki gün süren doğrudan askerî çatışmaydı. Bu dönem, sınırlı bir zaman dilimine rağmen yüksek yoğunluklu hava saldırıları, hassas hedeflemeler ve karşılıklı misillemelerle geçti. İsrail, İran’ın nükleer ve askerî altyapısını hedef alırken; Tahran da bölgesel caydırıcılığını göstermek amacıyla sınırlı ancak sembolik karşılıklar verdi. Bu ilk safha, klasik bir devletlerarası çatışma görünümü taşıyordu ve savaşın askerî boyutu bu on iki günle sınırlıymış gibi sunuldu.

Ancak asıl kırılma, çatışmanın sahadan sokağa taşmasıyla yaşandı. İsrail saldırılarının ardından İran’da ekonomik baskı, güvenlik kaygısı ve rejime duyulan öfke birleşti; halk rejime karşı sokaklara döküldü.

Gösteriler, yalnızca iç dinamiklerin sonucu değil, savaşın yarattığı psikolojik yıkımın da doğal bir uzantısıydı. Bu noktadan itibaren çatışma, salt askerî bir mesele olmaktan çıkarak toplumsal ve siyasal bir krize dönüştü. Silahlar geçici olarak susarken, savaş İran’ın iç dokusunda derinleşmeye başladı.

Tam da bu aşamada ABD doğrudan devreye girdi. Donald Trump’ın İran halkına hitap eden ve “sizi kurtaracağım” söylemiyle çerçevelenen açıklamaları, çatışmayı bambaşka bir safhaya taşıdı. Bu çıkış, yalnızca retorik bir beyan değil; savaşın kapsamını genişleten siyasî bir ilan niteliği taşıyordu. Kısa süre sonra ABD, İran’ı doğrudan bombalamaya başladı. Böylece savaşın ikinci ve esas evresi başladı. Bu aşama, İsrail–İran çatışmasının ötesine geçerek ABD–İran merkezli, bölgesel etkileri olan geniş çaplı bir savaşa dönüştü.

Bu ikinci safha toplamda 107 gün sürdü. ABD, sahaya büyük ölçekli kara birlikleri indirmeden; hava saldırıları, füze operasyonları, siber hamleler ve istihbarat destekli nokta atışlarıyla savaşı yürüttü. İsrail ise bu süreçte klasik bir müttefikten ziyade, ABD’nin bölgesel askerî aygıtı gibi konumlandı. Washington savaşı yöneten merkez olurken, İsrail sahada bu stratejiyi uygulayan ileri bir güç işlevi gördü. Böylece ABD, askerî varlığını minimumda tutarak maksimum baskı üretmeyi başardı.

107 gün boyunca savaş, yalnızca askerî hedeflere değil; İran’ın toplumsal direncine, psikolojik eşiklerine ve siyasal bütünlüğüne de yöneldi. Enerji altyapısı, lojistik ağlar ve kritik tesisler hedef alınırken, eş zamanlı olarak içerdeki huzursuzluk derinleşti. Bu süreçte amaç, İran’ı cephede yenmekten ziyade, içeriden çözülebilir hâle getirmekti. Modern savaş anlayışının özü de tam olarak burada ortaya çıktı: kazanmak değil, yönetmek ve biçimlendirmek.

Bu savaşın bir diğer belirleyici cephesi ise ekranlardı. Televizyonlar için fazlasıyla malzeme vardı: patlamalar, gece görüntüleri, siren sesleri ve belirsiz kaynaklara dayanan son dakika haberleri. Reyting hırsı, haberciliği teyitten çok hızla buluşturdu.

Yanlış bilgiler, çelişkili iddialar ve doğrulanmamış görüntüler, savaşın algı boyutunu daha da derinleştirdi. Medya, çatışmayı aktaran bir araç olmaktan çıkarak savaşın psikolojik unsurlarından biri hâline geldi. Bilgi kirliliği, sahadaki bombardımanı tamamlayan görünmez bir silah gibi kullanıldı.

107 günün sonunda diplomatik cephede bir kırılma yaşandı. ABD ile İran arasında, savaşın sona erdirilmesini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını öngören bir mutabakat zaptı imzalandı. Anlaşma, İran’a doğrudan mali kaynak aktarımını içermiyor; yaptırımların gevşetilmesini nükleer programa ilişkin doğrulanabilir adımlara bağlıyordu. Bu yönüyle ortaya çıkan metin, kesin bir barıştan ziyade kontrollü bir ateşkes ve baskının yeni bir biçimde sürdürülmesi anlamına geliyordu.

Sonuç olarak bu savaş, tek bir çatışmadan ibaret değildi; iki aşamalı bir kırılma sürecini temsil ediyordu. Önce on iki günlük İsrail–İran savaşıyla askerî denge sarsıldı, ardından İran içindeki toplumsal fay hatları harekete geçti ve nihayet Trump’ın doğrudan müdahalesiyle 107 güne yayılan geniş ölçekli bir ABD–İran savaşı yaşandı.

Bu süreç, modern savaşların artık yalnızca cephede değil; toplumlar, ekranlar ve zihinler üzerinde yürütüldüğünü açık biçimde ortaya koydu. Silahlar sustuğunda savaş bitmedi; yalnızca biçim değiştirdi. Ve görünen o ki, bu model artık bir istisna değil, yeni normaldir.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün