Suriye, savaşın ardından 2026 yılında yeniden toparlanmaya çalışmaktadır. Ülkede yeni bir düzen kurulması ve devlet yönetiminin güçlenmesi hem Suriye’yi hem de komşu ülkeleri yakından ilgilendirmektedir. Türkiye, Suriye’nin birlik içinde kalmasını ve toprak bütünlüğünün korunmasını istemektedir. İsrail ise özellikle Suriye’nin güneyinde yaşanan gelişmelere ve kendi sınırlarının güvenliğine odaklanmaktadır. İki ülkenin Suriye’ye farklı açılardan yaklaşması, aralarındaki rekabeti artırmaktadır.
Son dönemde yaşanan olaylar, sorunların yalnızca İsrail ile Suriye arasında olmadığını göstermektedir. Ağustos 2026’da İsrail’in Suriye’nin kuzeybatısındaki Abu el-Duhur hava üssüne düzenlediği saldırının ardından Türkiye’nin de aralarında bulunduğu ülkeler, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini açıklamıştır. Ayrıca 1974 yılında imzalanan ve iki ülkenin askerî güçlerini birbirinden ayırmayı amaçlayan anlaşmanın uygulanması gerektiğini vurgulamışlardır. Ekim ayında ise Türkiye, İsrail’in Kuneytra’daki askerî faaliyetlerine tepki göstermiştir. Bu olaylar, Türkiye ile İsrail’in Suriye konusunda farklı düşündüğünü ve güvenlik çıkarlarının karşı karşıya geldiğini göstermektedir.
Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te sona ermesiyle Suriye’de yeni bir dönem başlamıştır. Ancak yönetimin değişmesi, ülkedeki bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmemektedir. Yeni yönetimin önünde önemli görevler bulunmaktadır. Devlet kurumlarını yeniden kurmak, ülkede güvenliği sağlamak ve farklı silahlı grupları tek bir yönetim altında toplamak bunların başında gelmektedir.
Suriye’de güvenliğin sağlanmasını zorlaştıran çeşitli sorunlar vardır. Süveyda’da hükûmet güçleri ile Dürzi silahlı gruplar arasında yaşanan gerilimler, ülkenin kuzeydoğusundaki silahlı grupların merkezî yönetime katılmasıyla ilgili sorunlar ve IŞİD’in varlığını sürdürmesi bunlardan bazılarıdır. Bu durum, Suriye’nin yeniden istikrarlı bir ülke hâline gelmesinin kolay olmayacağını göstermektedir.
Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması da bu nedenle önemlidir. Burada amaç yalnızca ülke sınırlarını korumak değildir. Ülkenin farklı bölgelerinde bulunan grupların ortak bir yönetim altında birleşmesi ve devletin her bölgede güvenliği sağlayabilmesi de gerekmektedir.
Ancak Suriye’nin sorunları yalnızca ülke içindeki gelişmelerden kaynaklanmamaktadır. İsrail’in özellikle güney Suriye’deki askerî faaliyetleri de durumu zorlaştırmaktadır. Türkiye, Suriye’nin kendi toprakları üzerinde söz sahibi olması ve birliğini koruması gerektiğini savunmaktadır. İsrail ise bölgedeki gelişmeleri kendi güvenliği açısından değerlendirmektedir. Bu farklı yaklaşımlar, Suriye’nin geleceğini etkileyen önemli konulardan biridir.
Beşşar Esed yönetiminin sona ermesinden sonra İsrail, Suriye’deki gelişmeleri daha yakından takip etmeye başlamıştır. İsrail yönetimi, sınırlarının güvenliğini sağlamak ve kendisine yönelik olası saldırıları önlemek istediğini belirtmektedir. Bu amaçla Golan Tepeleri çevresindeki askerî varlığını artırmış ve Suriye’de çeşitli askerî faaliyetlerde bulunmuştur.
İsrail’in Suriye’deki faaliyetleri, 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrıştırılması Anlaşması’nı da gündeme getirmiştir. Bu anlaşma, İsrail ve Suriye askerlerinin belirlenen bölgelerde birbirinden uzak durmasını ve ateşkesin korunmasını amaçlamaktadır. İsrail’in Suriye topraklarındaki askerî varlığını sürdürmesi ise anlaşmanın uygulanması konusunda tartışmalara neden olmaktadır.
İsrail’in güney Suriye’ye verdiği önem, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun 9 Eylül 2026’da Şeyh (Hermon) Dağı’ndaki bir askerî mevziyi ziyaret etmesiyle de görülmüştür. İsrail, bölgedeki askerî varlığını güvenliğini korumak için gerekli gördüğünü açıklamaktadır. Buna karşılık Suriye yönetimi, bu faaliyetlerin ülkesinin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini savunmaktadır.
İsrail’in güvenlik kaygıları ile Suriye’nin topraklarını kontrol etme isteği bu noktada karşı karşıya gelmektedir. İsrail, bölgede askerî varlığını sürdürmek isterken, Suriye yönetimi ülkenin tamamında yeniden kontrol sağlamak istemektedir. Türkiye de Suriye‘nin toprak bütünlüğünü desteklediği için bu gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bu nedenle İsrail’in Suriye’deki faaliyetleri yalnızca iki ülke arasındaki bir sorun değildir, Türkiye ile İsrail’in ilişkilerini ve bölgedeki güvenlik durumunu da etkilemektedir. Suriye’deki asıl sorun yalnızca ülkede kimin daha fazla askerî güce sahip olduğu değil, kalıcı bir güvenlik düzeninin nasıl kurulacağıdır. İsrail’in güvenlik gerekçesiyle askerî faaliyetlerini sürdürmesi, Suriye’nin kendi geleceğini belirlemesini zorlaştırabilir. Öte yandan Suriye’de güçlü ve istikrarlı bir yönetimin kurulamaması da bölgedeki gerilimin devam etmesine neden olabilir. Bu nedenle Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin daha da büyümemesi için Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, askerî faaliyetlerin sınırlandırılması ve sorunların diplomatik yollarla çözülmesi önem taşımaktadır. Aksi durumda Suriye’deki istikrarsızlık yalnızca bu ülkeyi değil, bölgedeki diğer devletlerin güvenliğini de olumsuz etkileyebilir.