Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Türkiye Seçimlerinde Yabancı Basının Rolü

Türkiye Seçimlerinde Yabancı Basının Rolü

Anıl UĞUR

TUDPAM Araştırma Asistanı

Giriş

Devletlerin belirli bir amaç ve hedef doğrultusunda zaman zaman veya sürekli olarak sergilediği tavır ve tutumlar için politika, siyaset gibi birçok kavram kullanılmaktadır. Fakat bütün bu tavır ve tutumların yürütmeye dayalı olan kısım ve kısımları ise diplomasi başlığı altında sınıflandırılmaktadır.[1] Devletler refleksif bir davranış hamleleriyle dönemsel olarak farklı diplomasi türlerini benimsemektedirler. Fakat son çeyrek asrın da beraberinde getirdiği teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkan enformasyon çağı ise aktörlerin aşina olunan diplomasi dışında bir benimsemesini mümkün kılmaktadır. Bu bağlamda artık devletleri ve politikalarını internet üzerinden kolayca kavrayabileceğimiz bir ortam yaratıldı. Bunun bir sonucu olarak tüm bu gelişmelerle birlikte medya diplomasisine sıkıca bağlanılması aktörlerin çokça başvurduğu bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet liderlerinin medyada varlık göstermesi ise lideri olduğu ülkeyi liyakat ışığından uzaklaşmamak ve çıkmaz bir yola sokmamak adına daha dikkatli ve hareketlerini kısıtlayan bir tutumu ortaya çıkarmaktadır. Çünkü medya üzerinden söylenilen, yazılan yanlış bir kelime diplomatik krizlere, ikili ilişkilerin bitmesine ve hata savaşa sebep olabilecek düzeye getirmektedir.

Kitlesel iletişim araçları boyutu da internetin tamamen sanal bir dünyaya evrimleşmeye başlamasıyla bir hayli gelişme kat etmektedir. Aktörler artık propaganda haberlerini dünyanın her yerine tek bir tuş ile ulaştırabilmektedir. Teknolojiyi efektif bir şekilde kullanabilen aktörlerin bu çağda verimi en yüksek ölçüde aldığını belirtmekte fayda olacaktır. Dünya’da kuvvetli bir basına sahip olan aktörlerin yayınlamış – çarpıtılarak- olduğu bir haberin doğruluğundan şüphe edilmeyeceği gibi sanki doğruluğunu kendileri de onaylamışçasına kendi basınında yer verebilecek aktörlerin olacağı hiç şüphesiz bir prestij mümessili olarak görülmektedir. Bu durum da beraberinde küresel bir algı yanılmasına yol açabilecek bir tavır ortaya çıkaracaktır.

Medya’nın uluslararası ilişkilerde de etkisi son derece elzemdir. Ülke dışı herhangi bir olayda spesifik bir yorumun medyada yer bulması o konu çerçevesinde birçok kişinin dikkatini çekebileceği gibi hedef gösterilen ülkeyi zan altında bırakarak açıklama yapmak mecburiyetini doğurmaktadır. Son dönemlerde bu tarz ülke yanlısı haber paylaşımlarına çokça rastlamak mümkündür. Bu hamlenin gücünden faydalanmanın hem kolay hem de çok işlevsel olması birçok ülkeye bu yönde hareket alanı yaratması açısından çok cazip gelmektedir.

Türkiye Seçimi’ne Dış Basının Bakışı

Türkiye’nin yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi dış basın için adeta kullanılacak bir koz niteliğindedir. Çünkü basın doğru bir şekilde kullanılabilirse hedef aktörün iç işlerine karışabilme ve yeri geldiğinde söz sahibi olabilme lüksüne sahip olabilecek fırsatı yakalayabilmektedir. Bu duruma bir örnek vermek gerekirse Washington Post’un 17 Şubat 2023 tarihinde yapmış olduğu habere bakılabilir. Erdoğan’ın deprem sebebiyle seçimleri ertelemesini öngören ve bu durumu engellemek adına Biden’a yapılmış bu çağrı aslında bütün Avrupa’yı kastederek yapılmıştır.[2] Bunun yanı sıra Washington Post geçtiğimiz aylarda da bir algı politikası yaratmak adına 2023 seçim sonucu dünyadaki tüm dengelerin değişeceğini söyleyen bir haber yayımlamıştı. Bu yazıda Erdoğan’ın uzun süre iktidarda kaldığı ve bu süre boyunca dünya meselelerinde başarılı olduğunu savunuyor. [3] İki habere bakacak olursak arasında bir çelişki olduğunu görmek pek mümkün. Washington Post bu durumda söylediklerini kabul ettirdiği ve basını kuvvetle yönetebildiği için insanlar üzerindeki etkisi de o derece yüksek oluyor. Bu bağlamda bakacak olursak zaman içerisinde fikirlerin değişmesi çok muhtemel ve kabul görme durumu sabit diyebiliriz.

Türkiye’nin geçtiğimiz seçimlerine kısaca bakacak olursak seçimde bir algı operasyonuna izin verecek çokça talihsiz olay yaşandığını görmüş oluruz. Bunların yerel basındaki yeri çokça tartışmaya açık olsa da maalesef ki tarafsız bir basın olmadığı müddetçe tartışmanın objektifliği daima sorgulanacaktır. İnsanlar bu yüzden çözümün tarafsız olmayı amaç belirlemiş basın kuruluşlarında soluğu almaktadır. Açıkça söylemek gerekir ki tarafsızlık bu dönemde kabullenilmesi, benimsenmesi ve uygulanması en zor şeylerden birisidir. Kısacası taraflı olmak kolay, tarafsız olmak zor bir meziyettir.

Yunan basınından bir habere bakmak bu konudaki düşüncelerimiz oldukça pekiştirecektir. Erdoğan’ın seçimi kaybetmesinin yanı sıra çıkabilecek kaos ve iktidar boşluğundan dem vuran Protothema[4], Erdoğan için “21 yıllık diktatör” kelimelerini kullanmaktan da asla çekinmemiş gibi duruyor. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik zeminde yapılmış olan Cumhurbaşkanlığı seçimiyle seçilmiş olan Erdoğan hakkında böylesine tabirlerin kullanılmasını bir propaganda türü altında ele almak mümkündür.

Öte yandan Türkiye seçimlerine çok yakından bir bakış sunmak isteyen başkan bir basın ise EuroNews olmaktadır. Seçimler için yakın takibi doruğa çıkaran haberlerin en kilit noktası Türkiye’deki muhaliflerin son durumudur. Öncelikle Erdoğan’ın en kuvvetli rakibi olarak görünen Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçildiği haberini yapmıştı[5] ve arından kim olduğunu tanıtan bir haber paylaşılmıştı.[6] Daha sonrasında ise 6 Şubat depremlerinden sonra Erdoğan’ın büyük oranda oy kaybettiğini ve Kılıçdaroğlu’nun %10’luk bir fark ile önde olduğunu söyleyip bu durumda bile asla savaşmadan pes etmeyeceğini söyleyen bir haber yayınlamıştı. Devamında ise daha özelden daha genele yayılan bir soru işareti üzerinde durmuştu. Bu durum ise muhalefetin seçimi kazanması sonrasında AB göçmen anlaşmasının ne olacağıydı.[7] AB – Türkiye göçmen anlaşması hakkında birçok şey söylenildiği gibi bir de alternatifler üretilmişti. Çünkü muhalefetin kazanması durumunda anlaşma hususunda bir değişikliğe gidilebilir veyahut feshedilebilirdi. Bu durumun da Batı ülkeleri için tehlikeli ve riskli olduğunu gerçeği birçok ülkeyi olduğu gibi dünya basınını da son derecede ilgilendiriyordu.

Sonuç

Basın organlarının ülke içi konulardaki baskısını ülke yönetimine hissettirmesi gayet doğal bir olgudur. Fakat dış basının devreye girdiği noktalarda olayın evrensel bir etkisinin olup olmamasına bakılması gerekmektedir. Eğer olay küresel bir negatif durum doğurmayacak eksende ise dış basının konu hakkında yorumu ve etkisi kısıtlı olmalıdır. Aksi halde bu durum çelişkili durumları beraberinde getirir. Ve dış basının çelişkili durumlarını da bu paralelde değerlendirecek olursak bir algı kayması konusuna oldukça dikkat edilmeli ve hassas davranılmalıdır. Ülkeyi yöneten veya yönetmeye aday olan liderlerin bu konular hakkında dik durması gerekir ve de net bir tavrı olması gerekir. Bu durumu karşılıklı anlayıştan uzak bir duruma dönüştürmekten kaçınmalı pragmatist çözüm yolları aranmalıdır. Aksi halde atılacak yanlış bir adım her şeyi daha da zor toparlanacak bir duruma büründürebilir. Türkiye seçimleri özelinde değerlendirdiğimiz bütün bu olay ve olguları aslında tek perspektiften ziyade birçok olay boyutunda inceleyebiliriz. İngiliz basını, Yunan basını, ABD basını, AB basını ve hatta Türk basınından da yer verdiğimiz haberleri kısaca gözden geçirecek olursak. Var olan bir seçimin aslında bir bölgeden ziyade çok geniş bir alanı etkileyeceği dolayısıyla küresel bir durum doğuracağı kanaatine varılmış olacak ki bu seçimle yakinen alakalı olan taraf/taraflardan ziyade daha çok yabancı basında yer bulan haberler görmekteyiz. Bu bağlamda bakacak olursak basının etkili kullanılarak verilecek kararın etkilenmesi ve bu duruma karışabilme ihtimallerini çok iyi kullanan dış basın, istediğine ulaşmak için çok çaba sarf ediyor görünüyor. Aksine Türk basının kalite konusunda teknik sorunları ve çokça taraflı haberlerin gündemde dolanması sebebiyle olması ülke içi insanları da yabancı basına itmekte. Bu durum karşı koyulamayacak bir duruma gelmeden bu konuda eksikliklerin giderilmesi muhtemel negatif yansımaların önünü kesecektir. Pragmatist çözümlerin bulunması hem Türk basınını hak ettiği yere ulaştıracaktır hem de Türkiye’nin iç işlerinde daha çok hareket alanı yaratacaktır.

Kaynakça

[1] Tuncer, Hüner. Eski ve Yeni Diplomasi. Ankara. (2005). S.11

[2] https://www.sozcu.com.tr/2023/dunya/washington-posttan-bidena-cagri-erdoganin-secimi-ertelemesini-engelleyin-7594873/ (e.t. 14.04.2023)

[3] https://www.yeniakit.com.tr/haber/washington-post-hic-bu-kadar-acik-yazmamisti-2023-secim-sonucu-dunyadaki-tum-dengeleri-degistirecek-1723694.html (e.t. 14.04.2023)

[4] https://en.protothema.gr/turkey-a-belated-farewell-to-erdogan-analysis/ (e.t. 14.04.2023)

[5] https://www.euronews.com/2023/03/06/turkish-opposition-picks-presidential-candidate-to-run-against-erdogan (e.t. 14.04.2023)

[6] https://www.euronews.com/2023/03/10/who-is-kemal-kilicdaroglu-and-can-he-beat-turkeys-president-erdogan (e.t. 14.04.2023)

[7] https://www.euronews.com/my-europe/2023/03/30/what-will-happen-to-turkeys-eu-migrant-deal-if-the-opposition-wins-the-election (e.t. 14.04.2023)

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün