Giriş: Haritaların Ötesindeki Zihniyet
Uluslararası ilişkiler disiplini içinde bizler, dünyayı çoğu zaman yalnızca fiziksel sınırlar ve askerî güç dengeleri üzerinden okuma eğilimindeyiz. Oysa tarihsel süreç bize göstermektedir ki zihniyetler değişmeden coğrafya değişmez. Günümüz küresel siyasetini yönlendiren “rasyonel politika” anlayışı, temellerini 15. ve 16. yüzyıllarda başlayan coğrafi keşifler ile bu süreci besleyen püriten ahlak anlayışından almaktadır. Bu metin, geçmişteki “saflık” arayışından günümüzün “teknolojik sömürgeciliğine” uzanan zihinsel sürekliliği, sömürülen coğrafyaların kaderini ve bir zihniyet devriminin neden gerekli olduğunu ele almaktadır.
Saflık Arayışı ve Toplumsal Dönüşüm
Püritenizm, özünde bir “saflık” ve “kötülüklerden arınma” hareketidir. Benim bakış açıma göre saflık, iyilik ve temizlik anlamına gelmektedir. Püritenlerin kiliseyi dinî yapıya uygun olmayan unsurlardan arındırma çabası ile İslam dünyasında görülen “aslına dönme” (ıslah) gayretleri yapısal açıdan benzerlik taşımaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki eski değerlere dönüş arzusu, yeni çağın rasyonalitesiyle harmanlanmadığı sürece toplumları ileriye değil, geriye götürmektedir. Püritenler bu disiplini ekonomik bir rasyonaliteye dönüştürerek modern kapitalizmin temelini atarken, Doğu dünyası aynı dönemde zihniyet dönüşümünü eş zamanlı biçimde gerçekleştirememesinin bedelini sömürgeleşerek ödemiştir.
Coğrafi Keşifler: Rasyonalitenin ve Sömürünün Başlangıcı
Coğrafi keşifler, 15. yüzyılın sonlarından itibaren İspanya ve Portekiz gibi devletlerin öncülüğünde başlatılan ve bütünüyle “rasyonel politikalar” etrafında şekillenen bir süreçtir. Bu dönem yalnızca yeni kıtaların keşfedilmesi anlamına gelmemiş, aynı zamanda sömürgecilik faaliyetlerinin kurumsallaşmasını da beraberinde getirmiştir. Devletler arası rekabetin bu ilk aşamasında temel amaç altın ve gümüşe ulaşmak olmuş; bu durum, büyük güçler arasındaki çatışmaları daha da körüklemiştir. Batı bu rasyonalite sayesinde zenginleşirken, İpek ve Baharat yolları gibi kadim ticaret güzergâhlarının önemini yitirmesi, İslam coğrafyasını ciddi bir ekonomik darboğaza sürüklemiştir.
Sistemik Adaletsizlik ve Ham Madde Tuzağı
Günümüzde birçok coğrafyanın ham madde açısından zengin olmasına rağmen yoksul kalması bizzat sistemin yapısal niteliğiyle ilgilidir. Egemen güçler, bu bölgeler üzerinde kurdukları hegemonya aracılığıyla yerel sermayenin oluşmasını engellemiş ve söz konusu coğrafyaları sürekli bir sömürü döngüsüne mahkûm etmişlerdir. Bu noktada Püritenizmin “çalışan kazanır” ilkesi geçerliliğini yitirmektedir; zira sistem, rasyonel bir biçimde “güçlü olanın sermayeyi topladığı” bir düzen üzerine inşa edilmiştir. Sermayeden yoksun bırakılan ancak doğal kaynakları sistematik biçimde yağmalanan toplumlar, modern sömürgeciliğin en ağır bedellerini ödemeye devam etmektedir.
Bitmeyen Rekabet: Araçlar Değişse de Amaçlar Aynı
Tarih, tarih olduğu sürece devletler arası rekabet sona ermeyecektir. Savaşlar ve çatışmalar, rasyonel politikanın doğal bir sonucu olarak varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte rekabetin araçları ve hedefleri köklü bir dönüşüm geçirmiştir. Geçmişte altın ve gümüş olan güç unsurları günümüzde nükleer kapasiteye, teknolojik üstünlüğe ve savunma sanayisine evrilmiştir. Artık bir devletin gücü Atlas Okyanusu’nu aşan gemileriyle değil, siber alandaki hâkimiyeti ve teknolojik üretim kapasitesiyle ölçülmektedir. Bu bağlamda sömürgecilik yalnızca toprakların değil, zihinlerin ve teknolojinin de işgali anlamına gelmektedir.
Kapitalizmin Krizi: Modern Kölelik ve Haz Yitimi
Tüm bu rasyonel süreçlerin sonunda ulaşılan nokta, “modern kölelik” olarak tanımlanabilecek bir düzendir. Kapitalizmin hegemon olduğu bu yapı içerisinde bireyler, sürekli tüketmeye yönlendirilerek bir “tüketim çılgınlığına” hapsedilmektedir. İhtiyaç dışı tüketim, insanın en temel duygularından biri olan haz duygusunun giderek aşınmasına yol açmaktadır. Daha fazla şeye sahip olan ancak daha az mutlu hisseden modern insan, sistemin yalnızca bir “tüketici dişlisi” hâline gelmiştir. Haz duygusunun yitimi, bireyin kendi özüyle ve saflığıyla kurduğu bağın kopuşunun sembolik bir göstergesidir.
Zihniyet Devrimi: Yumuşak Güç ve Eğitim
“Zihniyetler değişmeden coğrafya değişmez” tespiti, günümüzde en çok yumuşak güç unsurları üzerinden karşılık bulmaktadır. Eğitim, sosyal, kültürel ve sanatsal alanlar bu dönüşümün en etkili sahalarını oluşturmaktadır. Mevlâna, Erasmus ve Yunus Emre gibi değişim programları, yalnızca akademik birer faaliyet değil, farklı kültürlerin tanınması ve bireylerin yaşam deneyimi kazanması açısından da önemli birer zihniyet dönüşümü aracıdır. Kültürel alanda ise TİKA, TÜRKSOY ve YTB gibi kurumlar, “kültürlerin coğrafyası” olarak nitelendirilebilecek bir etki alanı oluşturmaktadır. Bu kuruluşlar, rasyonel politikaları insani bir zeminle birleştirerek sömürgeci rasyonalitenin karşısında daha adil bir zihniyetin inşasına katkı sunmaktadır. Bu konudaki görüşlerimi daha önce Tünaydın Gazetesi’nde kaleme aldığım “Yumuşak Güç: Türkiye’nin Dış Politikasında Etki ve Eleştiri Arasında” başlıklı yazımda da vurgulamıştım.
Geleceği İnşa Etmek
Sonuç olarak dünya siyaseti büyük ölçüde rasyonel politikalar etrafında şekillenmektedir. Ancak bu rasyonalite yumuşak güç unsurlarıyla, yani eğitim, kültür ve sanatla harmanlandığında coğrafyaların kaderi değişebilecektir. Bizler, geleceğin diplomatları olarak teknolojinin sömürücü yönüne değil, kültürlerin ve eğitimin dönüştürücü gücüne inanarak bu zihniyet devrimine öncülük etmeliyiz. Zihniyet değişmediği sürece rasyonel politikalar yalnızca sömürünün araçlarını değiştirmeye devam edecektir.
Kaynakça
Gellner, E. (1981). Müslüman toplum (M. Araç, Çev.). Say Yayınları.
Hodgson, M. G. S. (2015). İslam’ın serüveni: Bir dünya medeniyetinde bilinç ve tarih (Cilt 3) (İ. Canan, Çev.). Phoenix Yayınevi.
İnalcık, H. (2016). Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve sosyal tarihi: 1300–1600 (Cilt 1). Eren Yayıncılık.
Nye, J. S. (2005). Yumuşak güç: Dünya siyasetinde başarının yolu (R. İpçi, Çev.). Elips Kitap.
Pekşen, R. (2025, 3 Ağustos). Yumuşak güç: Türkiye’nin dış politikasında etki ve eleştiri arasında. Tünaydın Gazetesi.
Wallerstein, I. (2011). Modern dünya sistemi I: Kapitalist tarım ve on altıncı yüzyılda Avrupa-Dünya ekonomisinin kökenleri (L. Özgentürk, Çev.). Metis Yayınları.
Weber, M. (2011). Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu (Z. Gürata, Çev.). Ayraç Yayınevi.