Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > 12 Eylül Darbesi ve Türk Dış Politikası

12 Eylül Darbesi ve Türk Dış Politikası

Mustafa Metin KAŞLILAR

TUDPAM Başkan Yardımcısı

Giriş

1971 yılında verilen muhtıranın üzerinden sekiz yıl geçmesine rağmen ülkenin durumunda hiçbir iyileşme olmaması, Türkiye’de ordu içinde yeni bir müdahale fikrini güçlendirmiştir. Siyasi, sosyal ve ekonomik gerilimin giderek artması, 27 Aralık 1979 tarihinde ordu yönetiminin siyasilere bildirmesi için Cumhurbaşkanına bir uyarı mektubu vermesine sebep olmuştur. Ordu yönetiminin bu bildiriyi halka açıklamak gibi bir niyeti olmasa da Cumhurbaşkanı kendisine iletilen uyarı mektubundan önce hükümetin lideri Süleyman Demirel’i haberdar etmiş ve sonrasında da 2 Ocak 1980 tarihinde mektup kamuoyuna duyurulmuştur. Yine aynı dönemde siyasi arenada da diğer önemli bir gündem, Cumhurbaşkanlığı seçimi sorunu olmuştur. 6 Nisan 1980 tarihinde görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün yerine, yüz turdan fazla oylama yapılmasına rağmen yenisi seçilememiştir. Yeni Cumhurbaşkanının seçilememesi, askerin siyasetçilere yönelik güvenini bir hayli azaltırken, darbe için de önemli bir gerekçe olmuştur. Darbeye az bir süre kala Milli Selamet Partisi (MSP) lideri Necmettin Erbakan’ın 30 Ağustos kutlamalarına katılmayı reddetmesi ve 6 Eylül’deki Konya Mitingi, darbe sonrasında irticaya karşı alınacak tedbirlerin dayanağı olmuştur. Siyasi çekişme ve söylemler de 12 Eylül’e doğru oldukça sertleşmiştir. Erbakan’ın Adalet Parti’li (AP) bakanları istifaya zorlayan gensorularında, Bülent Ecevit ile açık ittifakı gözlenmiştir. Ayrıca Ecevit 6 Eylül’de petrol işçileri ile yaptığı toplantıda, siyaset mücadelesini futbol maçına benzetmiş ve işçileri tribünlere inmeye çağırmıştır. Sürecin böyle devam etmesi durumunda birilerinin düdüğü çalarak maçı bitireceğini, dolayısıyla demokrasinin de biteceğini iddia etmiştir. Bu çıkış orduda tepkiye sebep olmuş, yaşanan gelişmeler darbe için askerlere birer gerekçe doğurmuştur. Tüm bu gelişmeleri alt alta sıralayan ordu, zaten uzun zamandır hazırlığını yaptığı darbe için beklenen zamanın geldiğine inanarak, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinde geçen: “Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır.” ibaresini referans göstererek harekete geçmiştir. Peki, 12 Eylül Darbesi sonrası Türk Dış Politikasının gelişimi ve sonuçları neler olmuştur. Bu yazımızda 12 Eylül 1980 Askeri Darbesinin Türk Dış Politikasına Yansımaları incelenecektir.

12 Eylül Darbesi Türkiye Ekonomisi

Bu dönemde Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) 2,1 kat artarken, ithalat 2,5 kat, ihracat 2,75 kat, dış borç hacmi de yaklaşık 3 kat artmıştır. Bu tablodaki verilerin ışığından bakılacak olunursa Türkiye’de yüksek artışların olduğu gözükmektedir. Bu dönemde ekonomi, yüksek oranda dışa bağımlılığa doğru hızlı bir yol almıştır diyebiliriz. Türkiye’nin bu dönem sonuna kadar (1990) yaklaşık 10 milyar dolar dış ticaret açığı da bulunmaktadır. 1980-1990 dönemi boyunca yabancı sermaye girişlerinde arttığını söyleyebiliriz. Özellikle 1984 yılı itibariyle dış yatırımcı Türkiye’yi tercih etmiştir. 24 Ocak 1980 kararları ile de Türkiye dış borçlarını yapılandırmış bu dönemde çıkan yabancı sermaye düzenlemeleri çevresinde Türkiye’de yatırım yapmak isteyenlere, koyacakları sermayenin yarısını yurt dışından nakit döviz olarak getirmeleri halinde diğer yarısını garantisiz ticari borçlardan karşılayabilme imkânı tanınmıştır. Bu dönem ekonomisinde ihracat özendirilmiş ve IMF programları ile dışarı açılma politikası sürdürülmüştür. Bu dönemde Türkiye ilaveten ticaret yaptığı ülkeleri de çeşitlendirmiştir.

12 Eylül Darbesi ve Dönemin Dış Politikası

Bu dönemde Türk dış politikasının niteliğini etkileyen durum uluslararası konjonktür ve 12 Eylül’ün niteliğidir. Uluslararası ortamın özelliği bu dönemde küreselleşme olmuştur. Bu dönem Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) güçlendiği ve ülkelerin kapitalist sisteme entegre olduğu bir dönemdir. Türkiye bu dönem ABD’nin Yeşil Kuşak politikasından etkilenmiş ve 12 Eylül’ün politikaları ile kesişmiştir.

Türkiye-ABD İlişkileri

1970’li yıllar Türkiye için iç istikrarsızlık ve ekonomik sorunlarla birlikte ABD ile ilişkilerde sıkıntıların yaşandığı bir dönemdir. Darbe sonrası ABD ile ilişkilerde ciddi bir düzelme ve çok yakın müttefiklik dönemi başlamıştır. 1979 İran İslam Devrimi’nden sonra Orta Doğu’da meydana gelen gelişmeler ve aynı yılın sonunda Afganistan’ın işgali Türkiye’nin stratejik önemini ABD için fazlasıyla arttırmıştır. Türkiye bir yandan radikal İslam’ın yayılmasının önünde bir engel olma görevi taşırken, öte yanında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile ABD arasında hız kazanan rekabetin önemli bir parçası olmaya devam etmiştir. Türkiye bu dönemde kapitalist sisteme entegre süreci yaşamış hem de bu çerçeve ile ABD ile ilişkileri hız kazanmıştır.

Bu dönemin en önemli gelişmelerinden biri Rogers Planı ve Yunanistan’ın Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) askeri kanadına tekrar katılması olmuştur. Bu süreç 14 Ağustos 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs’a ikinci müdahalesi sonrası Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadından ayrılması ile başlamıştır. Bu süreçte Türkiye Ege üzerinde kontrol yetkisini devralmış ve 1974’te 714 sayılı NOTAM’ı ilan ederek Ege üzerinde 50 millik alanda uçuşları kendi iznine tabii kılmıştır. Ege’de komuta-kontrol yetkisini kaybeden Yunanistan 1976’da NATO’nun askeri kanadına geri dönmek istese de Türkiye bunu şarta bağlamıştır. 12 Eylül’ün ardından 17 Ekim 1980’de Türkiye’ye gelen Rogers Yunanistan’ın müttefik olarak kaybedileceğini dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e ileterek Türkiye’nin kuşkularına ise “asker sözü” vererek Türkiye’nin kararını değiştirmiştir. 20 Ekim 1980’de Yunanistan’ın NATO’ya geri dönüşü ise onaylanmıştır.

Bu tutum Türkiye’nin herhangi bir anlaşmaya veya taahhütte dayanmadan karar vermesinin neler doğuracağı sonucunu bize hala göstermektedir.

Türkiye-Avrupa İlişkileri

12 Eylül 1980 darbesi ile Türkiye-Avrupa Topluluğu (AT) ilişkileri bu dönemde çalkantılı bir döneme girmiştir. Fakat 12 Eylül yönetimi AT ile ilişkilerine devamını destekleyen bir tavır içindeydi. Bunun sebepleri ise AT’nin 12 Eylül yönetimini desteklemesi beklentisi, siyasal açıdan olduğu kadar ekonomik olarak da AT’nin desteğine ihtiyaç duyulması. Özellikle yatırımlar ve dış ticaret dengesi bakımından AT’nin Türkiye için taşıdığı önem fazlasıyla büyüktü. 12 Eylül yönetimi 24 Ocak kararlarının hazırlayıcısı Turgut Özal’ı hükümetin başbakanlık yardımcısı görevine getirerek AT ile birlikte tüm Batı dünyasıyla sıkı ekonomik ilişkilerin beklentisindeydi.

Türkiye-AT arasındaki bir diğer sorun ise Yunanistan meselesi olmuştur. Yunanistan’da Albaylar Cuntasının sona erdiği dönemden sonra Yunanistan demokratikleşmeye başlamış ve AT ile ilişkilerine yoluna koymuştu.

AT’nin içinde bu dönem iki görüş hakimdi, Fransa, Hollanda ve Danimarka Türkiye ile ilişkilerin darbe sonrası askıya alınmasını isterken, Almanya ve İngiltere ise Türkiye ile ilişkilerin olduğu gibi devam etmesini istemişlerdir.

AT 16 Eylül 1980’de yaptığı Bakanlar Konseyi toplantısı sonrası Türk askeri makamları tarafından verilen, demokratik kurumların hızla yeniden kurulacağına, insan haklarına saygı gösterileceğine ve göz hapsinde tutulan politikacılara iyi davranılacağına ilişkin güvenceleri not etmiş ve bunlara uyulmasını talep etmiştir. Bu tutum 12 Eylül’e destek verilmesi manasını taşımıştır. Fakat 12 Eylül yönetimi özellikle insan hakları ve siyasal hak ve özgürlükler alanındaki olumsuz uygulamaları sonucunda son derece etkili ve sistematik bir AT baskısı görmüşlerdir.

Türkiye-SSCB İlişkileri

1980’ler hem Türkiye hem de SSCB için önem taşıyan bir dönem olmuştur. Bu dönem Türkiye-SSCB ilişkilerinin durgunluk dönemi olarak ifade edilir. Afganistan’a müdahale on binlerce sığınmacıyı kabul eden Türkiye tarafından olumsuz karşılanmıştır. Bu durum ikili ilişkilere yansımasa da Türkiye’nin ABD’ye yakınlaşmasına sebep olmuştur. İlaveten 12 Eylül yönetimi ülkede oluşan karışıklıktan hep Moskova’yı mesul tutmuştur. Fakat SSCB yönetimi 12 Eylül yönetimine duyarlı yaklaşmış ve tutuklamalara herhangi bir tepki göstermemiştir. Ekonomik alanda büyük bir birliktelik olmuş ve ithalat 1924 sonrası dönemden daha fazla yaşanmıştır. SSCB bu dönemde ideolojiden uzaklaşması Türkiye ve SSCB arasındaki ekonomik ilişkilerin siyasal alana da yansımasına vesile olmuştur.

Sonuç

12 Eylül yönetimi ile Türkiye’nin dış politikası Batı Bloku ekseninde gelişmiş bir yapıdadır. Darbe yönetimleri genel itibariyle darbe sonrası kendilerini ABD, AT gibi ülkeler ve kurumlara kabul ettirirler. Bu sürecin en önemli olma sebepleri hem darbenin devamını sağlayabilmek hem de ekonomik desteklerin ve yatırımların devam etmesini sağlayabilmektir. 12 Eylül askeri darbesinin Türkiye’ye maliyeti ağır olmuş ve özellikle Türkiye’de gelir dağılımı bozulmuştur. Bu darbe en çok emeğiyle geçinen işçi ve memurları sarsmıştır.  Özellikle kamuda çalışan memur maaşları reel olarak gerilemiştir. Şunu da gözden kaçırmamak lazım. 12 Eylül askeri darbecileri, Türkiye’nin okuyup yazan ve düşünen kesimini oluşturan memurlar üzerinde büyük baskı kurdu. Pek çok devlet memuru tutuklandı, sürüldü, siyaseten tehlikeli görüldükleri için işlerinden çıkarılmıştır. Bütün bunların yanında 12 Eylül darbesinin Türkiye ekonomisine en olumsuz etkisi Yunanistan’ın NATO’ya dönüşünün koşulsuz kabulü olmuştur. NATO’ya kabulünün ardından Yunanistan, AT’ye tam üye olunca, Ankara Anlaşması’nın ek mali protokollerinden dördüncüsü olan 600 milyon Euro tutarındaki yardımı, 225 ve 375 milyon euro tutarındaki Avrupa Yatırım Bankası kredilerini Türkiye’yi veto ederek ödetmemiştir. Ayrıca Yunanistan Gümrük Birliği’ne uyum için Türkiye’nin alacağı 2 milyar Euro’nun ödenmesini de veto etmiştir. 12 Eylül yönetiminin Türkiye’ye bu dönemdeki nominal bedeli 3,2 milyar euro olmuştur. Darbelerin Türkiye’ye ekonomik maliyetinin yanı sıra hem insani hem politik anlamda zararları çok yüksek olmuş ve günümüze kadar da zararları görülmüştür.

Kaynakça

Baskın Oran(ed.), Türk Dış Politikası, (İstanbul: İletişim Yayınları, 2020), II, s.11-158

Yusuf Ziya Keskin, 12 Eylül Ara Rejimi Döneminde Türkiye’de Siyasi Gelişmeler (1980-1983), Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2020

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün