Kastamonu Üniversitesi, Akademisyen
Milletlerin varlığını sürdürebilmesinde en belirleyici unsurlardan biri, sahip oldukları kültürel değerlerdir. Bu değerlerin başında dil gelmektedir. Dilini kaybeden bir milletin, kimliğini ve aidiyetini koruması mümkün değildir. Dilin ardından tarih bilinci gelir; zira tarihini bilmeyen bir topluluğun kendi kimliğini tanıması ve anlamlandırması oldukça güçtür. Bununla birlikte örf, âdet, gelenek ve görenekler de kültürel sürekliliğin temel unsurları arasında yer almaktadır. Bu değerlerin ihmal edilmesi, toplumların başka kültürleri taklit etmesine ve zamanla kimlik aşınmasına uğramasına yol açmaktadır. Ayrıca ahlâkî ve dinî değerler de bir milletin sosyal yapısının temelini oluşturan vazgeçilmez unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Cemre, Türk kültüründe baharın habercisi olarak kabul edilen önemli bir mevsimsel olgudur. Genel kabul gören inanışa göre cemre, sırasıyla havaya, suya ve toprağa düşerek doğanın uyanış sürecini başlatır. İlk cemrenin 19-20 Şubat tarihlerinde havaya, ikinci cemrenin 26-27 Şubat’ta suya ve üçüncü cemrenin ise 5-6 Mart tarihlerinde toprağa düştüğüne inanılmaktadır. Cemre kavramının etimolojik olarak Arapça kökenli olması, bu geleneğin Arap veya Fars kültürüne ait olduğu yönünde bazı yanlış değerlendirmelere yol açmıştır. Ancak cemre olgusunun, daha çok sert kara ikliminin hüküm sürdüğü Kuzey Yarımküre coğrafyalarında ortaya çıkmış olması, onun Türklerin tarihî yaşam alanlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda cemre, doğa gözlemlerine dayanan ve sözlü kültür yoluyla aktarılan bir halk bilgisi örneği olarak değerlendirilebilir.
Nevruz, Türk kültüründe yılbaşı olarak kabul edilen ve baharın başlangıcını simgeleyen köklü bir gelenektir. 21-22 Mart tarihlerine denk gelen bu dönem, gece ile gündüzün eşitlendiği astronomik bir dönüm noktasıdır. “Nevruz” kelimesi Farsça kökenli olup “yeni gün” anlamına gelmektedir. Ancak kelimenin etimolojik kökeni, geleneğin aidiyetini belirlemede tek başına yeterli değildir. Nevruz’un Fars kültürüne ait olduğu yönündeki iddialar, daha çok isimlendirme üzerinden yapılan yüzeysel değerlendirmelere dayanmaktadır. Oysa Nevruz, Yakutistan’dan İran’a, Kafkaslardan Anadolu ve Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada, özellikle Türk toplulukları arasında köklü bir şekilde yaşatılmaktadır. Bu durum, Nevruz’un Türk kültür dünyasında ortak bir değer olarak benimsendiğini göstermektedir. Nevruz kutlamaları incelendiğinde, İslâmî unsurların belirgin bir şekilde yer aldığı görülmektedir. Bayram öncesinde yapılan temizlikler, mezarlık ziyaretleri, Kur’an okunması, dualar edilmesi, toplu yemeklerin verilmesi, toplumsal barışın sağlanması amacıyla küskünlerin barıştırılması gibi uygulamalar, Nevruz’un sadece mevsimsel bir kutlama değil, aynı zamanda sosyal ve dinî boyutları olan bir gelenek olduğunu ortaya koymaktadır. Sovyetler Birliği döneminde Nevruz’un yasaklanması, bu geleneğin dinî ve millî kimlikle olan ilişkisini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. 1925 yılından itibaren, “İslâmî bir gelenek” olarak değerlendirilerek yasaklanan Nevruz, bu süreçte kültürel baskının bir aracı hâline gelmiştir. Buna rağmen söz konusu gelenek, Türk toplulukları arasında varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Nevruz’un dinî açıdan değerlendirilmesine yönelik tartışmalar da literatürde yer almaktadır. Ancak mevcut veriler, Nevruz’un bir inanç sistemi değil, daha çok mevsimsel döngüye dayanan kültürel bir kutlama olduğunu ortaya koymaktadır. Ateş üzerinden gerçekleştirilen ritüellerin ise bir ibadet değil, sembolik bir arınma ve yenilenme pratiği olduğu anlaşılmaktadır.
Hıdırellez, Türk kültüründe yaz mevsiminin başlangıcını simgeleyen bir diğer önemli gelenektir. Genellikle 5-6 Mayıs tarihlerinde kutlanan bu gün, Anadolu ve Balkanlar’da yaygın bir şekilde yaşatılmaktadır. Hıdırellez’in, Ulu Türkistan coğrafyasında aynı yaygınlıkta görülmemesi, onun daha çok Anadolu merkezli bir kültürel gelişim gösterdiğini düşündürmektedir. Hıdırellez’in dinî boyutunda, Hızır ve İlyas peygamberlerin buluştuğu gün olduğuna inanılmaktadır. Bu bağlamda, halk arasında bu günün bereket, sağlık ve dileklerin kabulü ile ilişkilendirildiği görülmektedir. Kutlamalar genellikle açık alanlarda gerçekleştirilmekte; doğayla iç içe etkinlikler, toplu yemekler ve çeşitli sportif faaliyetlerle zenginleştirilmektedir. Cemre, Nevruz ve Hıdırellez gibi gelenekler, Türk kültürünün doğa ile kurduğu ilişkinin ve mevsimsel döngülere verdiği anlamın somut göstergeleridir. Bu gelenekler, yalnızca folklorik unsurlar değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren, kültürel kimliği pekiştiren ve nesiller arası aktarımı sağlayan önemli yapılardır. Kültürel değerlerin korunması ve yaşatılması, milletlerin kimliklerini sürdürebilmeleri açısından hayati bir öneme sahiptir. Neticede, söz konusu geleneklerin doğru anlaşılması ve gelecek kuşaklara aktarılması, kültürel sürekliliğin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. 🇹🇷🇰🇿🇦🇿🇺🇿🇰🇬🇹🇲🇨🇾🇲🇳🇭🇺🇧🇦🇮🇷
– NEVRUZUMUZ KUTLU OLSUN.
– НАУРЫЗ ҚҰТТЫ БОЛСЫН!
Fotoğraf: Anadolu Ajansı