OPEC, OAPEC ve 1973 Petrol Krizi
OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü / Organization of Petroleum Exporting Countries), 14 Eylül 1960’ta Venezuela, İran, Irak, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından kurulmuştur. Örgütün kurulma amacı ham petrol fiyatlarındaki düşüşü durdurmaktır. Önceleri örgütün pek etkinliği olmamıştır. Çünkü o dönemde Batı teknolojisi gereği neredeyse tüm petrol kaynakları Batılı (özellikle Amerikan) şirketler tarafından yönetilmektedir ancak bu durum zamanla değişmiştir. 1960 ve 1970’li yıllarda Katar, Endonezya, Libya, Abu Dabi, Cezayir, Nijerya, Ekvator ve Gabon örgüte katılmıştır. OAPEC (Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliği / Organization of Arab Petroleum Exporting Countries) ise 9 Ocak 1968’de Kuveyt, Suudi Arabistan ve Lidya tarafından kurulmuştur. Kuruluş amacı, 1967’de gerçekleşen “Altı Gün Savaşı”nın ardından Arap ülkeleri arasında petrol endüstrisinde daha yakın bir iş birliği sağlamak ve petrolü bölgesel çıkarlar için kullanmaktır.
1973 Petrol krizi, 15 Ekim 1973 tarihinde OAPEC’in “Yom Kippur Savaşı”nda İsrail ordusuna destek veren Batılı devletlere yönelik başlattığı petrol ambargosu ardından gerçekleşmiştir. OPEC bu dönemde petrol fiyatlarını arttırmış, OAPEC de ambargoyu başlatmış ve yönetmiştir. “Yom Kippur Savaşı”, Mısır’ın 6 Ekim 1973’te İsrail’e yaptığı hamleyle başlamıştır. Savaşın sebebi, İsrail’in 1967 yılında gerçekleşen Altı Gün Savaşı’nda işgal ettiği topraklardan çekilmeyi reddetmesidir. Suriye ve Mısır başta olmak üzere Arap ülkeleri ise, İsrail’i Mısır Sina Yarımadası ve Suriye Golan Tepeleri’nden çıkarmak istemiştir. İddialara göre, bu savaşın hazırlıkları kapsamında o dönemki Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz ve Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, silahlı mücadelede Arapların petrolü silah olarak kullanmalarına ilişkin karar almışlardır.
ABD Başkanı Richard Nixon ise zor duruma düşen İsrail’e yardım olarak kongreden 2,2 milyar dolar talep etmiştir ve “Nickel Grass Operasyonu” ile 12 Ekim’de hava yoluyla askerî malzeme ve silah göndermiştir. Bunun üzerine OPEC ve OAPEC üyeleri, Filistin’in yasal hakları güvence altına alınıncaya ve İsrail 1967’de işgal ettiği bölgelerden çekilinceye dek 1 Ekim’den başlamak üzere petrol üretiminin her ay %5 oranında azaltılması yoluyla ambargo uygulamaya karar vermiştir. Libya, ABD’ye giden bütün petrol sevkiyatına ambargo koymuş, ABD’yle başlayan ambargo daha sonra Hollanda başta olmak üzere Batı Avrupa ve Japonya ülkelerini de içine almıştır. Bu ambargo NATO içinde çatlaklar oluşturmuş, hem Avrupa ülkeleri hem de Japonya’nın ABD‘nin Orta Doğu politikasından uzaklaşmasını istemelerini sağlamıştır. 1973-74 yıllarındaki petrol artışı ile New York borsası yaklaşık 100 milyar dolar değer kaybetmiş; petrol fiyatları %400 artmıştır. Böylece petrol gelirleri de yön değiştirerek Orta Doğu ülkelerine doğru akmaya başlamıştır. Petrol fiyatlarının yükselmesi petrol ihracatçısı ülkeleri zenginleştirmiş ve o tarihten sonra bu ülkelere akan sermaye “petrodolar” olarak adlandırılmıştır.
Petrolün fiyatının artması ABD başta olmak üzere sanayileşmiş Batı ülkelerinin üretim sistemlerini zora sokmuştur. Çünkü bu sistemler ucuz petrole göre yapılandırılmıştır. Dolayısıyla petrol esnek bir talep yapısına sahip değildir ve petrole yapılan ödemeler Batı ülkelerinin satın alma güçlerini emerek diğer mallara olan talebin azalmasına neden olmuştur. Böylece Batı’nın uzun yıllardır sürdürdüğü kesintisiz kalkınma ve refah dönemi son bulmuş, Bretton Woods uluslararası para sistemi çökmüş, aşırı borçlanma ve üretim maliyetlerinde artış ile dünya ticaret hacmi daralmıştır.
Ülkelerin girdiği durgunluk dönemi ve kârlar ile ücretlerin gerçek değerinin altına düşmesini engellemek için petrol fiyatlarındaki artışların maliyetlere yansıtılması sonucunda arz azalmış, enflasyon hızlanmış, istihdam ve gelir düzeyi düşmüş, sonuçta “stagflasyon” baş göstermiştir. İngilizce durgunluk anlamına gelen “stagnation” ve enflasyon kelimelerinin birleşimi ile oluşan stagnation terimi, durgunluk ve enflasyonun bir arada görülmesi anlamına gelmektedir. Durgunluk, hammaddeye, mal ve hizmetlere ve işgücüne yönelik talebin azalmasıdır. Bunlara olan talep azalınca ekonomideki faaliyet de yavaşlar ve ekonomik daralma meydana gelir. Oysaki bu dönemde Keynesyen ekonomi teorileri enflasyon ve işsizliğin aynı anda artış ya da azalış gösteremeyeceğini savunmuştur. Bu nedenle Keynesyen teorilere güven sarsılmış ve etkinliğini kaybolmuştur.
Stagflasyonla mücadelede maliye politikaları yetersiz kalmış ve çoğunlukla mikro temelli yaklaşımlara yönelinmiştir. Halk enerji kullanımına azaltmaya yönlendirilmiştir ve şirketler petrolü yeni yerlerde bulmaya çalışmış, böylece küreselleşmede artış görülmüş, Avrupa’da da kömür ve nükleerin enerji kaynağı olarak kullanılmasına yönelik araştırmalar yapılmıştır. Dahası, Arap ülkelerinin ambargosuna karşıt olarak 1974’te Amerika, Kanada, Fransa hariç ortak pazar ülkeleri; Türkiye, Japonya, İspanya, İsviçre, İsveç, Avusturya ve Norveç’in katılımıyla Milletlerarası Enerji Ajansı kurulmuştur. Bu ajans, OECD (Avrupa İktisadi İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı) kapsamında meydana gelmiştir. Temel amacı, üye ülkeler arasında enerji (özellikle petrol) kaynaklarının sağlanması ve kullanılması yönünde iş birliği, dayanışma ve ortak planlama gerçekleştirmektir. Üye ülkelerden herhangi birinin petrol sıkıntısına düşmesi hâlinde üye ülkelerin birbirlerine yardım edecekleri konusunda kabule varılmıştır.
Ülkesel bazda bakmak gerekirse stagflasyonun görüldüğü bir ekonomide devlet, enflasyonu kontrol altında tutmaya çalışır. Problemi sadece talebe yönelik çözümlere ağırlık veren politikalar ile gidermek neredeyse olanaksızdır. Bun sebebi, maliye politikalarının durgunluk ve enflasyonun aynı anda ortaya çıkabileceği varsayımını içermemesidir. Talep enflasyonuna çözüm oluşturmak için daraltıcı para ve maliye politikaları, yüksek işsizlik oranlarını azaltıp ekonomiyi büyütmek için genişletici politikalara ihtiyaç vardır ve bu politikalar birbirine adlarından da anlaşılacağı üzere zıt düşer. Her iki politikanın da tek başına uygulanması hâlinde diğer sorun büyüyecektir. Bu durumda devlet, iki amaç ve politikayı optimal şekilde birleştirip kullanmaya çalışmak zorunda kalır. Yani net bir maliye politikasından bahsedilemez.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Örgütlerden Çıkışı
Orta Doğu’da giderek derinleşen ve Hürmüz Boğazı’nı da içine alarak genişleyen İsrail, ABD ve İran’ın taraf olduğu ancak Orta Doğu ve Arap ülkelerinin çoğunu etkileyen çatışma sarmalı küresel piyasada önemli ölçüde belirleyici olmaktadır. Bölgedeki savaş hâli yalnızca güvenliği değil, aynı zamanda ülkelerin ticaret, finans, lojistik, turizm gibi sektörlerini de tehdit etmektedir. Özellikle BAE’nin petrol dışı tüm sektörlerinde yıkıcı bir etki yaşanmıştır. Bu tahribat ve zararı gidermek için de Abu Dabi yönetimi elindeki en güçlü araç olan petrolü tam kapasite ile sahaya sürmeye yönelmiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için de üye ülkelerin petrol arzına kota koyan OPEC ve OPEC+’tan 1 Mayıs 2026 itibariyle ayrılacağını duyurmuştur. Çünkü savaş nedeniyle üretici ülkeler ortak arz yönetimi mekanizmalarındansa bağımsız hareket etmeye yönelmektedir. Bununla birlikte, BAE’nin bu kararının arkasında yalnızca güncel savaş ya da Hürmüz’deki arz kısıtı değil, aynı zamanda OPEC içindeki uzun vadeli güç paylaşımı tartışması da vardır. Zira 1983’ten itibaren OPEC’in, üyelerin piyasaya ne kadar petrol süreceğini kolektif şekilde belirleyen bir örgüte dönüşmesi, zamanla üretim kapasitesini giderek artıran ülkeler açısından sınırlayıcı olmuştur. Günümüzde Suudi Arabistan, Irak ve İran’ın ardından dördüncü en büyük petrol üreticisi konumunda olan BAE de bu ülkelerin başında gelmektedir.
BAE’nin söz konusu örgütlerden ayrılışının bir diğer nedeni de OPEC+’ın Suudi Arabistan ile Rusya arasındaki koordinasyona giderek daha fazla yaslanmasıdır. Suudi Arabistan, geçmişte OPEC’in tartışmasız lideri ve fiili dengeleyici üreticisi olmuştur. Körfez içinde BAE de bu liderliğin en yakın ortaklarından biri olarak hareket etmiştir ama 2016’da OPEC+ formatının ortaya çıkması, 2020’de pandemi döneminde tarihi üretim kesintileriyle de daha da güçlenmesi, karar alma merkezini Riyad-Abu Dabi hattından Riyad-Moskova hattına doğru kaydırmıştır. Oysaki Abu Dabi, petrol piyasasında kendi üretim kapasitesini, bütçe ihtiyacını ve stratejik önceliklerini başka aktörlere tabi kılmak istememektedir. ABD/İsrail-İran Savaşı da bu eğilimi/süreci hızlandırmıştır. Dönem içerisinde Hürmüz krizi nedeniyle petrol dışı sektörleri baskı altında olan, ticaret ve lojistik sektörleri zarar alan, turizm ve finans merkezi olma iddiası risklerle sınanan BAE için petrol gelirleri yeniden daha kritik hâle gelmiştir.
Sonuç
Piyasa etkisi açısından bakıldığında BAE’nin ayrılık kararının kısa ve uzun vadede ayrı ve farklı sonuçlar üretebileceği düşünülmektedir. Kısa vadede Hürmüz Boğazı kaynaklı güvenlik riski, tanker trafiğindeki belirsizlik, maliyetlerdeki artış gibi nedenlerle petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü seyrin muhtemelen devam edeceği belirtilmelidir. Dolayısıyla bu ayrılık haberleri ilk aşamada fiyatları otomatik olarak aşağı çekecek gelişmeler olarak ele alınmamalıdır. Öte yandan, orta ve uzun vadede BAE yeni ihracat altyapısını devreye alıp üretimini arttırırsa ve bu adım da diğer üreticilerin kota disiplinini sorgulamasına yol açarsa küresel arz beklentisinin güçlenebileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşacak, OPEC+’nın piyasa dengeleme kapasitesi zayıflayacaktır. Bu durumun fiyat oynaklığını arttırması ise olası ve muhtemeldir. Örneğin Suudi Arabistan bugüne kadar petrol fiyatlarını, kendi üretimini azaltıp grup içi disiplin sağlayarak yönlendirmiştir ama BAE yokken fiyatları sabit tutmak için daha fazla üretim kesintisine gitmek zorundadır. Bu durumda petrol fiyatlarının da belirli bir seviyede tutulması daha maliyetli hâle gelecek ve Suudi Arabistan’ın OPEC içindeki yönlendirici gücü zayıflayacaktır. Karar aynı zamanda OPEC’in küresel etkisinin azaldığı bir dönemde yaşanmaktadır. Zira örgüt bir zamanlar küresel petrol arzının yarısından fazlasını kontrol ederken, günümüzde bu oran üçte birin bile altına düşmüştür.
Kaynakça
https://t24.com.tr/dunya/baenin-opecten-ayrilmasi-ne-anlamageliyor,1318432?_t=1778088714533
Fotoğraf: Anadolu Ajansı