Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Dijital Diplomasiden Dijital Harp Sahasına Doğru: Yapay Zekâ ve Dijitalleşme Çağında Dönüşen Dış Politika

Dijital Diplomasiden Dijital Harp Sahasına Doğru: Yapay Zekâ ve Dijitalleşme Çağında Dönüşen Dış Politika

Nil GÜREL

Bağımsız Akademisyen, Araştırmacı, Yazar

Yüzyılımızın ikinci çeyreğine girerken diplomasi mesleği tarihin en radikal dönüşümünü yaşamaktadır. Diplomasi denildiğinde bir zamanlar zihinlerde, büyükelçiliklerin kalın kapıları ardında, mühürlü kripto odalarında yürütülen korunaklı bir süreç canlanırdı. Fakat günümüzde bu geleneksel diplomasi paradigması dönüşmüş; küresel siyaset, verinin, karmaşık algoritmaların ve mikro hedefleme stratejilerinin yönetildiği hibrit bir “dijital harp sahası” niteliği kazanmıştır.

Bu dönüşüm beraberinde “güç” kavramının ontolojik dönüşümünü de getirmiştir. Klasik realist kuramcı E.H. Carr’a göre üç tür güç vardır: askeri güç, ekonomik güç ve kanaatlar üzerindeki güç. İşte yapay zeka ve dijitalleşme çağında medya, kanaatlar üzerindeki gücün en önemli enstrümanı haline gelmiştir. Üstelik maliyeti düşük olduğu gibi oldukça hızlıdır. Yumuşak güç inşa etmede dijital medya araçları ve yapay zeka en efektif unsurlar halini almıştır.

Peki bu dönüşüm, felsefi ve sosyolojik eksende nasıl okunabilir? Bu noktada Micheal Foucault’nun “bilgi-iktidar sarmalı” yol gösterici olacaktır. Buna göre, iktidar, salt merkezden çevreye dayatılan bir baskı aracından ibaret değildir. Bundan öte, söylemler, bilgi ağları ve gündelik pratikler üzerinden yeniden inşa edilen kılcal bir yapıya sahiptir. Bilgi ve iktidar birbirini sürekli yeniden ve yeniden üretmektedir. Buna mütevellit yeni medya teknolojileri ve algoritmik yapıların etkisiyle bilginin üretim, tüketim ve dağıtım mekanizmaları adeta başkalaşıma uğramıştır. Bu noktada kontrol mekanizması ne salt bireyde ne de salt ulus devlettedir. Manipülasyona dayalı devasa bir “gri alanın” ortaya çıktığı söylenebilir. Burada asıl iktidarın dijital medya platformları, algoritmaları ve yapay zeka sistemlerini kodlayanlar olduğu söylenebilir.

Medyanın dış politikadaki muazzam dönüştürücü etkisine somut olarak verilecek ilk örnek literatürde “CNN Etkisi” olarak ifade edilen olgudur. CNN Etkisi; 24 saat kesintisiz canlı yayın yapan küresel haber ağlarının, çatışma ve insani kriz bölgelerinden aktardığı dramatik, ham ve çarpıcı görüntülerle, hükümetleri hiç planlamadıkları askeri ya da insani müdahalelere zorlama gücünü ifade eder. Böylece savaşlar artık sadece askeri cephede değil, televizyon ekranlarının karşısında oturan milyonların evlerinde, mekanlarında, yani “zihinlerinde” kazanılıp kaybedildiği bir olguya evrilmiştir. Günümüzün dijital çağında ise bu dönüşüm süreci, yerini çok daha agresif bir hıza ve algoritmik manipülasyona bırakmıştır. Joseph Nye, yeni oluşan bu ekosistemdeki durumu,  “Gücün Dağılması” olarak tanımlamaktadır.  Geleneksel vatandaşların yerini ise sınır tanımayan, içerik üreten ve hızla örgütlenen İnternet Vatandaşı” (netizen) kitlesi almıştır.

Diplomasinin dijitalleşmesiyle, gizlilik temelli ağır işleyen bürokratik geleneksel pratikler yıkıma uğramıştır.  Günümüzde anlık reaksiyonlara dayalı şeffaf pratikler söz konusudur. Devlet başkanları, dışişleri bakanları ve uluslararası örgütler; bilinen klasik resmi notalar üzerinden değil, doğrudan X platformu üzerinden mesajlarını iletmektedirler. Bu tarz diplomasi uygulamalarına “twiplomasi” ve “ e-diplomasi” isimleri verilmektedir.

Dijital şeffaflık kriz yönetiminde de tezahür etmektedir. Bunun en somut örneği 2015 yılında Rus Su-24 askeri uçağının düşürülmesi krizi olduğu söylenebilir. Türkiye hükümeti, bu krizi şeffaf bir iletişim kullanarak, başarılı bir şekilde yönetmiştir. Krizin akabinde angajman kurallarına uyulduğunu gösteren radar izleri ve ses kayıtları anlık olarak dijital kanallardan paylaşılarak tüm dünyanın erişimine açılmıştır. Böylece dezenformasyonun önüne geçilmiş, uluslararası hukuki meşruiyet sağlanmış ve büyük bir krizin çıkması proaktif iletişim stratejisi sayesinde engellenmiştir.

Günümüzde bilgi, dijital okyanustaki devasa bir bilgi yığını halini almıştır. O yüzdendir ki bu bilgi yığınını işlemek devlet aklı için varoluşsal bir zorunluluk haline gelmiştir.  Ülkemiz de bu doğrultuda projeler geliştirmektedir ve ülkemizin geliştirdiği TÜBİTAK destekli sosyal medya analiz projeleri bu noktada atılan en önemli adımlardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Bu süreçte iki aracın araştırmacılar, diplomatlar ve güvenlik analistleri için önem taşıdığı söylenebilir. Bu iki önemli araçtan biri PoliBERT Modelidir. Doğal Dil İşleme (NLP) tabanlı işleyen bu yapay zeka modeli, dış politika metinlerinin altındaki saklı ideolojik yönelimleri, tehdit oluşturabilecek içerikleri ve propaganda dilini büyük bir doğruluk oranında tespit edebilmektedir.

Diğer bir araç ise “Olay Odaklı Ani Artışlar” (Event-Driven Spikes)’dır. Sosyal medya verilerindeki anormal durumları, ani sıçramaları, yaklaşan krizleri, hibrit operasyonları  anlık algılamakta ve “erken uyarı sinyali” olarak işlev görmektedir.

Yapay zeka artık uluslararası ilişkilerde bir teknolojik araç olmanın ötesine geçmiş, ekosistemde ilişkileri etkileyip dönüştüren bir “aktör” haline gelmiştir. Yapay zeka, girdisi çıktısı belli olan bir otomasyon sistemine benzemez. Kodlanan ve eğitilen bir sistemdir. Kodlayıcısının veya eğiticisinin önyargılarını taşıyabilir veya erişime sunulduğunda kendisine girilen veriyle gelişmeye ve dönüşmeye devam eder. Bu dönüşüm kötü yöne evrilebilir. Örneğin, Microsoft’un 2016 yılında piyasaya sürdüğü yapay zeka sohbet botu TAY, eğitilirken kendisine küfür yüklenmese de kendisine girilen küfürlü veriler nedeniyle küfür öğrenip kullanıcılara küfür etmiştir. Yani yapay zeka sistemleri bir kara kutu niteliğindedir. Yapay zeka sistemine sahip silah sistemleri ile bir suç işlenirse kimin sorumlu olacağı da belirsizdir ve bu durum etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Suçlu kim olacaktır? Yapay zeka sistemli silahı kodlayan mı? Yapay zeka sistemini eğiten mi? Komutu veren komutan mı? Yoksa yapay zekanın kendisi mi suçlu?

Uluslararası ilişkiler ve dış politika bağlamında bir diğer önemli husus da yapay zekanın artık neredeyse bir kahin haline gelip “öngörüsel diplomasi” olarak kavramlaştırılabilecek bir alana da zemin hazırlamasıdır. Bu duruma ABD menşeli EMBERS projesi örnek verilebilir. Sosyal medya, açık kaynak istihbaratı niteliği taşıyan yapay zeka aracı “OSINT”, arama trendleri ve finansal piyasaları anlık tarayarak olası krizleri, grevleri ve ayaklanmaları tahmin edebilmekte ve böylece herhangi bir olay vuku bulmadan proaktif bir iletişim stratejisine olanak sağlamaktadır. Üstelik bunu 8-10 gün öncesinden %90’lara varan bir doğruluk oranıyla tespit edebilmektedir. Bu muazzam bir gelişmedir.

Bunun yanı sıra devletler artık sadece kendi aralarında değil, bütçeleri ve veri tabanlarıyla ulus devletleri aşan “Big Tech” olarak adlandırılan teknoloji şirketleri ile de masaya oturmak durumundadırlar. Google çalışanlarının ABD Savunma Bakanlığı’nın Maven Projesine karşı duruş sergilemeleri ve projenin yapılmasına engel olmaları, devlet dışı aktörlerin ve yazılımcı toplulukların nasıl önemli bir güç haline geldiğinin göstergesidir. Yazılımcı topluluklar, norm koyucu stratejik bir güce dönüşmüş durumdadır. Maven projesinin görünürde hedefleri; insansız hava araçları ve diğer keşif sistemlerinden gelen devasa boyuttaki görüntüleri analiz etmek,  insanların saatlerce zaman harcadığı görüntülerde araç, bina veya insan gibi nesneleri otomatik olarak tespit etmek, askeri karar alma süreçlerini hızlandırmak gibi masumane görünse de, Google çalışanları bunun zamanla ölümcül bir silaha dönüşebileceği endişesiyle projeyi imzalamak istememişlerdir.

Buradan ulaşılabilecek bir sonuç da yapay zekanın olumsuz sonuçlarıyla mücadele etmek için uluslararası ilişkiler ve dış politika aktörlerinin dijital vicdan sahibi olmaları gerektiğidir.

Günümüzde güvenliği tehdit eden diğer yeni teknoloji medya araçları da sentetik medya ve deepfakedir. Gerçeğinden ayırt edilemeyecek derecede kusursuz hazırlanmış bir deepfake video saniyeler içinde ülkeler arası diplomatik bir krize sebep olabilir ve askeri bir krizin patlak vermesine sebep olabilir.

Bir diğer önemli tehdit de kuantum tehdidir. Diplamaside her ülke şimdilik kimsenin çözemediği bir dijital iletişim ağı kullanmaktadır. Bu kriptolu haberleşme sistemleri ortaya çıksa bile yazılanlar anlaşılamamaktadır. Dış ülkeler de “şimdi depola, sonra çöz” stratejisi ile bu kriptolu bilgileri depolamaktadır. Peki günün birinde bunlar ayyuka çıkarsa ne olacaktır? Olacakları tasavvur edebiliyor musunuz? O yüzdendir ki acil olarak “Kuantum Sonrası Kriptografi” standartlarının belirlenmesi, acil durum planı elzemdir.

Sonuç ve Etik Değerlendirme

Sonuç olarak, günümüzde uluslararası ilişkiler ve dış politika, verinin derin katmanlarında ve algoritmaların kod satırlarında yürütülmektedir. Rusya devlet başkanı Vladimir Putin’in de belirttiği gibi “Yapay Zekada lider olan ülke dünyayı yönetecektir”. Buradan okunması, altı çizilmesi gereken husus; gelişmiş yapa zeka modelleriyle mikro-hedeflemeli karşı-anlatılar üretebilen, büyük veri setlerini stratejik bir öngörüyle inşa edebilen devletler, 21. yüzyılın çok kutuplu ve bilinmezliklerle, belirsizliklerle ve ani değişikliklerle dolu uluslararası ekosisteminde oyun kurucu rolü üstlenebilecektir.

Burada unutulmaması gereken, teknolojinin doğası gereği “amoral” yani ahlak dışı olduğudur. Ona ahlaki ruhu üfleyecek olan insan aklı dolayısıyla devlet iradesidir. O halde dijitalleşme ve yapay zeka çağının uluslararası ilişkiler ve yapay zeka çağında meydana getirdiği ve getirebileceği olumsuzluklarla, dezenformasyon ve manipülasyonlarla mücadelede en etki savaş aracı bilgiyle ve vicdanla kazanılacaktır. Gerek devlet kademelerinde gerek toplumda en büyük koruma kalkanımız; “Dijital Medya ve Büyük Veri Okuryazarlığını” en üst seviyeye çıkartmak ve bu muazzam teknolojik üstünlüğü ulvi bir “Dijital Vicdan” ile yönetmek olmalıdır.

Kaynakça

Aslan, M., & Yıldız, A. A. (2021). Yapay Zeka’nın Uluslararası İlişkiler Alanında Yarattığı Değişimler. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi Dergisi, 56(4), 2401-2416. https://doi.org/10.15659/3.sektor-sosyal-ekonomi.21.10.1585

Bayram, Y. (2011). Liberal Demokrasilerde Medya ve Kamuoyunun Dış Politika Karar Alma Sürecine Etkisi. Erciyes İletişim Dergisi “akademia”, 2(2), 68-80.

Hatipoğlu, E., Gökçe, O. Z., Dinçer, B., & Saygın, Y. (2016). Sosyal Medya ve Türk Dış Politikası: Kobani Tweetleri Üzerinden Türk Dış Politikası Algısı. Uluslararası İlişkiler, 13(52), 175-197.

İnanç, H., & Elhacnasan, Y. (2024). Medyanın Uluslararası İlişkilere Etkisi. Uluslararası Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar Dergisi (IJSES), 5(1), 171-188. https://doi.org/10.62001/gsijses.1485553

Kanat, S. (2016). Uluslararası İlişkiler Yaklaşımları Açısından Dijital Medya ve Savaş. Global Media Journal TR Edition, 7(13), 530-546.

Mehmetcik, H., Ganiz, M. C., Koluk, M., Yüksel, G., Yılmaz, M., İnce, M. M., & Tortumlu, E. (2024). Sosyal Medyanın İzlenmesi: Dış Politikayı Destekleyen Sosyal Medya Analizi (Proje No: 121K890). TÜBİTAK Araştırma Raporu, İstanbul.

Nye, J. S. (2021). The Future of Power. PublicAffairs.

Sarı Ertem, H., & Korhan, S. (2019). Sosyal Medya ve Dış Politika İlişkisine Yakından Bakmak: Türkiye’de Üniversiteli Genç Yetişkinler Örneği. Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 15(2), 215-233.

Tugay, B., & Tugay, R. (2019). Uluslararası Sistemin Geleceğini Yapay Zekâ Üzerinden Analiz Etmek. Journal of Academic Value Studies (JAVStudies), 5(3), 376-384.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün