Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Savunmada Bağımsızlığın Sessiz Gücü: L-OMTAS

Savunmada Bağımsızlığın Sessiz Gücü: L-OMTAS

Hüseyin YELTİN

TUDPAM Başkanı

Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde elde ettiği başarılarla uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmeye devam ediyor. Ancak bu başarıların önemli bir kısmı, kamuoyunda çok konuşulan savaş uçakları veya insansız hava araçları kadar görünür olmuyor. Oysa modern savaşların kaderini belirleyen unsurlardan biri de kara muharebe sistemleri ve bu sistemlerin vurucu gücünü oluşturan hassas mühimmatlardır. ROKETSAN tarafından geliştirilen L-OMTAS da bu sessiz fakat stratejik dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biridir.

Günümüzde savaş alanları incelendiğinde, tankların ve zırhlı araçların hâlâ kritik öneme sahip olduğu görülmektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı, zırhlı birliklerin önemini ortadan kaldırmadığı gibi, onları etkisiz hale getirebilecek gelişmiş tanksavar sistemlerinin değerini de ortaya koymuştur. Bu nedenle bir ülkenin kendi tanksavar füzesini geliştirebilmesi teknik bir başarından da ziyade stratejik bir bağımsızlık göstergesidir.

L-OMTAS’ın önemi de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Yaklaşık 5,5 kilometrelik menzili, lazer güdüm kabiliyeti ve farklı harp başlığı seçenekleri sayesinde sistem sadece tanklara karşı değil, çeşitli zırhlı hedeflere ve tahkim edilmiş mevzilere karşı da etkili bir çözüm sunmaktadır. Üstelik lazer güdüm teknolojisinin tercih edilmesi, maliyetleri düşürürken daha geniş ölçekli kullanım imkânı da sağlamaktadır. Bu durum, savunma sanayiinde yüksek teknoloji üretmenin önemini gösterirken, sürdürülebilir ve ekonomik çözümler geliştirmenin de oldukça mühim olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin savunma alanındaki tecrübesi, dışa bağımlılığın ulusal güvenlik açısından ne kadar riskli olabileceğini defalarca göstermiştir. Geçmişte yaşanan ambargolar, siyasi şartlara bağlanan tedarik süreçleri ve kritik sistemlere erişimde karşılaşılan zorluklar, yerli üretimin bir tercih değil zorunluluk olduğunu ortaya koymuştur. Bugün L-OMTAS gibi sistemlerin geliştirilmesi, karar alma süreçlerinde daha bağımsız hareket alanına sahip bir Türkiye anlamına gelmektedir.

Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus ise savunma sanayiinin ekonomik ve teknolojik boyutudur. Füze teknolojileri, yalnızca askeri alana hizmet etmez. Malzeme bilimi, elektronik, yazılım, optik sistemler ve hassas üretim teknolojileri gibi birçok sektörü de ileri taşır. Savunma projelerine yapılan yatırım, uzun vadede ülkenin teknolojik kapasitesine yapılan yatırım niteliği taşımaktadır.

Elbette güçlü bir savunma sanayii saldırgan bir dış politika anlamına da gelmemektedir. Tam aksine, caydırıcılık kapasitesi yüksek ülkeler çoğu zaman krizleri daha az maliyetle yönetebilirler. Tarih göstermiştir ki barışın korunabilmesi için bazen güçlü olmak gerekmektedir. Savunma teknolojilerindeki yerli üretim kapasitesi de bu gücün en önemli unsurlarından biridir.

Sonuç olarak L-OMTAS yalnızca yeni bir tanksavar füzesi değildir. O, Türkiye’nin savunma alanında dışa bağımlılığı azaltma iradesinin, mühendislik kapasitesinin ve stratejik özerklik arayışının somut bir göstergesidir. Kamuoyunda belki savaş uçakları kadar gündem olmasa dahi ülkenin güvenlik mimarisini güçlendiren esas unsurların önemli bir bölümü tam da bu tür sessiz başarıların üzerine inşa edilmektedir.

Fotoğraf: Roketsan

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün