Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Afgan Göçmenlerin Eğitim Seviyesinin Dış Politikayla İlişkisi

Afgan Göçmenlerin Eğitim Seviyesinin Dış Politikayla İlişkisi

Hilal ŞAHİN

Araştırmacı

Afganistan’dan gelen göçle birlikte Türkiye’nin hem toplumsal gündemi hem de dış politika pratiği tamamen değişmiş durumdadır. Özellikle Taliban’ın Ağustos 2021’de yeniden iktidara gelmesiyle birlikte göç dalgası ve Ankara’nın Kabil’deki yeni yönetimle kurduğu ilişki gündem hâline gelmiştir. Burada asıl unutulmaması gereken nokta şudur: Bu insanların büyük bir kısmı hayatlarını değiştirmek istedikleri için değil, Taliban’ın kurduğu baskı rejiminden kurtulmak için Türkiye’ye gelmektedir. Kadınların eğitim, kültürel ve çalışma hayatından yavaş yavaş dışlanması, muhalif olan tüm seslerin baskıyla ve şiddetle susturulması, gündelik hayatın, dinî otoritenin keyfi yorumlarına uydurulması, insanların evlerini bırakmaya zorlayan temel nedenlerdir. Türkiye şimdiki durumda esasen Taliban’ı resmen tanımasa da iletişim ağlarını açık tutan pragmatik bir yaklaşım benimsemiş ve şimdilik bu çok net görmese bile bu yaklaşım zamanla ekonomik ve diplomatik iş birliğine dönüşmüştür.

Esas göz ardı edilmemesi gereken bir başka konu ise Taliban’ın 2021’de iktidarı ele geçirmesiyle birlikte Afganistan ekonomisi de âdeta yerle bir olmasıdır. Uluslararası toplumun tanımadığı bir yönetimin başa geçmesiyle dış yardımlar kesilmiş, ülkenin yurt dışındaki varlıkları donmuş, bankacılık sistemi büyük ölçüde felç olmuş ve buna bağlı olarak işsizlik ve yoksulluk hızla artmıştır. Zamanında Amerika’yla, Rusya’yla iş yapan birçok insan işlerini bırakıp Amerika’nın ya da Avrupa ülkelerinin himayesinde ülkelerini terk etmiştir. Hatta buna Türkiye’de yaşayan Afganlar da dahil olmuştur.

Bu ekonomik çöküş göçü tetiklemiş. Taliban baskısının yanı sıra halk artık hayatlarını idame ettiremedikleri bir ekonomik ortamdan da kaçmıştır. Kadınların iş hayatından neredeyse tamamen dışlanması hane gelirlerini daha da düşürdüğü için bu çöküşü kadınlar ve çocuklar açısından çok daha ağır hâle getiriyor. Kadınların para kazanmayacak hâle gelmesi ve tamamen köle yerine konulduğu bir ülkede ekonominin normal kalması elbette düşünülemez. Dolayısıyla Türkiye’ye gelen göçmen profilinin düşük eğitimli olmasının yanında büyük ölçüde ekonomik olarak da tükenmiş bir kesim olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu durum, özellikle Amerika ve Avrupa’nın himayesine girip Türkiye’yi terk edenlerle beraber daha çok etkisini hissettirir hâle gelmiştir. Hâl böyle olunca geriye kalan Afgan göçmenlerin Türkiye’de hem iş bulma hem de topluma uyum sağlama süreci daha da zorlaşıyor.

Bugün Türkiye’de yaşayan Afgan göçmenler genel olarak düşük bir eğitim profiline sahiptir. Erzincan’da yapılan bir saha araştırmasına göre, bölgeye göç eden Afganların yaklaşık üçte biri okuryazar değil, dörtte biri ise yalnızca ilkokul mezunudur. Aynı araştırma, göç etmenin en büyük nedeninin Taliban baskısı ve savaş olduğunu, ekonomik nedenlerle gelenlerin oranının daha düşük kaldığını, buna karşın gelenlerin yarısından fazlasının Türkiye’de işsizlikle boğuştuğunu ortaya koymaktadır.

Burada bence altı çizilmesi gereken bir ayrıntı bulunmakta: Bu insanların düşük eğitim seviyesi bir tercih değil, maalesef yıllardır süren çatışma ortamı, sürekli farklı ülkelerin hegemonyası altında olmaları ve son dönemde Taliban’ın kız çocuklarının ve kadınların eğitimine getirdiği fiili yasakların doğrudan bir sonucudur. Yani eğitimsizlik, Taliban baskısının ve zamanında içinde bulunulan durumun bizzat ürettiği bir olgudur diyebiliriz. Dikkat çekici bir diğer bulgu ise eğitim seviyesi yükseldikçe göçmenler arasında laik-demokratik değerlere yönelimin de artması, hatta Taliban rejimine karşı çıkışın çok daha net görülmesi. Bana kalırsa bu durum, eğitimli Afganların Taliban’ın vadettiği düzenle hiçbir zaman barışık olmadığının da bir göstergesi. Eğitimli kesimden olan göçmenler asla bu rejimle barışmayacaktır. Genç kuşak bu konuda daha keskin çizgilere sahiptir.

Farklı illerde yürütülen benzer araştırmalar da (Trabzon, Van, Meşhed örneklemleri) göçmen çocukların eğitime erişiminde dil engeli, ailelerin belirsiz yasal statüsü ve ekonomik yoksunluk gibi sorunlarla karşılaştığını göstermektedir. Bu düşük eğitim profili, göçmenlerin büyük ölçüde vasıfsız ve gayriresmî iş gücüne dahil edilmesiyle sonuçlanıyor ve bu durum hem ekonomik hem de dolaylı bir dış politika maliyeti üretiyor. Bana göre burada bir kısır döngü var. Taliban baskısı önce insanları eğitimsiz bırakıyor, sosyal ve kültürel hayattan koparıyor; sonra bu eğitimsizlik, kültürsüzlük onları göç ettikleri ülkede uyumu zorlaştırıyor, bu da hem göçmenlerin hem de Türkiye’nin elini zayıflatıyor. Uyumu güç bir göçmen kitlesinin varlığı, Türkiye’nin göç yönetimini zorlaştırıyor ve Afganistan’la ilişkilerde Ankara’nın manevra alanını daraltabiliyor.

Düşük eğitimli, düzensiz yollarla gelen göçmen kitlesinin varlığı, Türk kamuoyunda göçe yönelik olumsuz algıyı güçlendiren bir zemin oluşturuyor ve insanlar arasında ciddi bir kutuplaşmaya yol açıyor. İnsanların Afgan göçmenlere karşı tutumları çoğu zaman sert olabiliyor. Saha araştırmaları, ekonomik sıkıntı, konut ve güvenlik sorunlarının zaman zaman göçmenlerden kaynaklanıyormuş gibi algılandığını, bu algının medya ve siyasi söylemle beslendiğini gösteriyor.

Bence bu noktada kamuoyunun gözden kaçırdığı şey, bu insanların Türkiye’ye seçerek değil Taliban’ın kurduğu baskı ortamından kaçarak geldiği gerçeği. Algı ile gerçeklik arasındaki bu makas, tartışmayı daha da zorlaştırıyor. Bu toplumsal algı, hükûmetin dış politika manevra alanını doğrudan etkiliyor. Türk halkı Afganistan meselesine dış politika kaygılarından çok yaşam maliyeti üzerinden yaklaşıyor. Bu da hükûmetin Afganistan’la kurduğu ilişkiyi, Taliban’la diyalog, ekonomik yatırımlar dahil kamuoyuna karşı meşrulaştırma ihtiyacını artırıyor ve Türkiye’de göçün yükünü azaltacak somut adımlar atmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye’nin bu durumu ele almaya çalışan bir eğitim diplomasisi stratejisi var: Türkiye Maarif Vakfı. Vakıf, onlarca ülkede eğitim kurumu işletiyor, bunlardan biri de Afganistan’da. Afganistan’da oldukça güçlü bir vakıf.  Vakıf yönetimi bu faaliyetleri açıkça bir “yumuşak güç” ve “küresel diplomasi” aracı olarak tanımlıyor. Bana kalırsa bu strateji aynı zamanda örtük bir kabullenme de içeriyor. Türkiye, Taliban’ın ülke içinde yarattığı eğitim boşluğunu bir yandan insani bir sorumluluk, bir yandan da kendi bölgesel nüfuzunu artıracak bir fırsat olarak görüyor. Türkiye bu stratejiyi ileride oluşabilecek ekonomik altyapı için kullanıyor diyebiliriz. Ayrıca dış politika üzerine analizler yapan analistler bu stratejiyi Ankara’nın kendisini küresel bir aktör olarak konumlandırma çabasıyla ilişkilendiriyor. Eğitim, bu açıdan bakıldığında yalnızca insani bir faaliyet değil, aynı zamanda Taliban yönetimiyle ilişki kurma, bölgesel meşruluk, ekonomik durum inşa etme aracına dönüşüyor. Eğitimin yanı sıra Türk şirketlerinin Afganistan’daki altyapı yatırımlarının açılışlarına Taliban’ın üst düzey yetkililerini davet etmesi de bu diplomasinin siyasi boyutunu gösteriyor. Açıkçası bu tablo bende biraz çelişkili bir izlenim bırakıyor. Bir yandan Taliban’ın baskı politikaları eleştirilmeden geçilirken, öte yandan aynı yönetimle kurumsal düzeyde ilişki geliştiriliyor.

Sonuç olarak, eğitim seviyesi ile dış politika arasında iki yönlü bir ilişki söz konusu. Bir yandan Türkiye’ye gelen Afgan göçmenlerin büyük ölçüde Taliban baskısının ürünü olan düşük eğitim düzeyi uyum sorunlarını ortaya çıkarıyor ve toplumsal tepkiyi büyütüyor. Bu durum hükûmetin Taliban’la ilişkisini kamuoyu nezdinde hassas bir konu hâline getiriyor. Ayrıca Türkiye, bu sorunu dolaylı yoldan olsa da çözmek ve bölgedeki etkisini artırmak amacıyla Afganistan’ın eğitim sistemine doğrudan dahil olan bir dış politika aracı geliştiriyor. Bana göre bu tablo, Türkiye’nin Afganistan politikasının hem insani kaygılarla hem de stratejik hesaplarla iç içe geçmiş, üzerinde daha yumuşak bir güç stratejisi uyguladığı bir alan olduğunu gösteriyor.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün