Türk Cumhuriyetlerinin ortak tarihsel ve kültürel bağlarını canlandırma ve uluslararası düzeyde iş birliği oluşturma hedefiyle kurulan Türk Devletleri Teşkilatı’nın temeli, 1992 yılında Ankara’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler Zirvesi’nin ilk toplantısına dayanmaktadır. Söz konusu teşkilat, 2009 yılında Nahçıvan Antlaşması ile resmiyet kazanmıştır. 2021 yılındaki İstanbul Zirvesiyle şimdiki adını almıştır. Üye devletler arasında Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan bulunmaktadır. Gözlemci ülkeler arasında da Türkmenistan, Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yer almaktadır.
Türk Devletleri Teşkilatı İran için İç Güvenlik Riski mi veya İş Birliği İçin Fırsat mı?
Yaklaşık bin yıllık Türk hâkimiyeti geçmişi olan İran, 1925 yılı itibarıyla Rıza Şah’ın iktidara gelmesiyle yeni bir yönetim sürecine girmiştir. Bu bağlamda söz konusu dönemde Fars etnik temeline dayalı bir kimlik inşa edilmeye çalışılmış ve bu bölgede önemli bir nüfus yoğunluğunu oluşturan Türkler ve onların kimlikleri göz ardı edilmiştir. Bunun yanı sıra söz konusu dönemde Farslar dışındaki azınlıklara asimile politikaları uygulanmıştır. Bu durum Rıza Şah Pehlevi’nin devrilmesiyle iktidara gelen oğlu Muhammed Rıza Şah döneminde de devam etmiş ve hatta İslam Cumhuriyeti döneminde de çeşitli şekillere bürünerek bu ideoloji günümüze dek sürmüştür. Öyle ki günümüzde İran müesses nizamı özellikle Türk eksenli politikaları değerlendirirken olayları bu ideoloji çerçevesinden okumaktadır. Bu da Türkiye ile İran arasındaki ilişkilerin neden yüzeysel düzeyde kaldığını ve ileride bahsedileceği üzere İran’ın Türk Devletleri Teşkilatı’na bakış açısının neden olumsuz açıklamaktadır. Öte yandan daha önce de işaret edildiği üzere İran’ın içerisinde yaşayan hatırı sayılır derecedeki Türk nüfusu Rıza Şah döneminden günümüze değin uygulanmaya devam eden Fars eksenli politikalara karşı hassas ve tepkililer. Bu kırgınlık ve tepki, onların öz kimliklerine daha fazla bağlanmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu durum İran Türklerinin mühim kısmının neden Türkiye’ye ve Türk Devletleri Teşkilatı’na olumlu baktığının en önemli sonuçlarından biridir.
İran Böyle Bir Vizyon Takip Ederken Türk Devletleri Teşkilatı’na Karşı Nasıl Bir Reaksiyon Göstermiştir?
Bu soru İran’da iki kutup hâlinde yanıt bulmaktadır. Birinci görüşü, İran’ın Türk Devletleri Teşkilatı’na mesafeli yaklaşmasını ve üye olmaması gerektiğini düşünen kesim oluşturmaktadır. Bu görüşü oluşturan kesim, söz konusu teşkilatı İran’ın içerisinde bulunan Türk nüfusundan dolayı tehdit olarak görmekte ve bu teşkilatı Turan’ın yükselişi olarak okumaktadır. Bu görüşe sahip olan kesim, İran’ın bu teşkilata katılmasının millî birliği zayıflatacağından ve İran Azerbaycanı’nda ayrılıkçı fikirleri körükleyeceğinden dolayı istememektedir. Yine bu kesim söz konusu teşkilata katılımın Türkçe’nin resmî olarak tanınması, Tahran ve Tebriz’de Türk Devletleri Teşkilatı’na dair kurumlarının açılması, Pantürkist sivil toplumların meşrulaşması gibi sonuçlar doğuracağını ve bu teşkilata katılımın Pantürkizmi dolaylı olarak tanımak anlamına geldiğini savunmaktadır. Bir diğer neden de Türkiye ile olan bölgesel rekabetlerinden dolayı Türkiye’yi güçlü bir aktör olarak görmek istememeleridir. Yine bu kesim, Zengezur Koridoru açma politikasına hassasiyetle yaklaşmaktadır. Bunun sebebi Türkiye-Azerbaycan-Orta Asya hattı İran’ı baypas eden bir koridor olduğundan buranın açılması hâlinde İran’ın transit öneminde azalma, Türk dünyası entegrasyonunda hızlanma, İran’ın Kafkasya’daki jeopolitik etkisinde azalma gibi durumlardan endişe etmeleridir. Bu durum İran’ı, Ermenistan ile ilişkilerini daha da güçlendirme, Azerbaycan’a karşı denge siyaseti yürütme gibi politikalar benimsemeye sevk edecektir.
İran, Türk Devletleri Teşkilatı’nı yalnızca kültürel değil, aynı zamanda jeopolitik oluşum olarak da değerlendirmektedir. Bu nedenle savunma iş birlikleri, askerî tatbikatlar, ulaştırma ağları, enerji entegrasyonunu Avrasya jeopolitiği olarak okumaktadır. Bundan dolayı da Rusya ile ilişkilerini geliştirme, Çin’in Kuşak Yol projesini destekleme, Orta Asya Devletleri ile ikili ilişkiler kurma gibi stratejilere odaklanmaktadır. Yine İran’daki bazı çevreler Türk Devletleri Teşkilatı’nın Batı yanlısı bir yapı olduğunu ve Rusya ve Çin’i çevreleme amacı taşıdığını savunmaktadır. Bu görüş doğrultusunda İran basınında Türk Devletleri Teşkilatı için “Türk Nato’su” söylemi kullanılmaktadır.
İran içindeki ikinci bir görüş ise söz konusu ülkenin Türk Devletleri Teşkilatı’na katılması gerektiğini savunmaktadır. Türk devletlerinin İran için önemli ticaret ortakları olması, İran’ı yalnızlık politikasından çıkarma isteği, Çin-Rusya eksenli Avrasya projelerinde Türk devletlerinin kritik rol oynaması gibi gerekçelerden dolayı Türk Devletleri Teşkilatı’na katılma durumuna düşmanca yaklaşmamaktadır. Bu görüşü savunanlar İran tarihindeki İranî kimliğin Türk kimliği ile iç içe geçtiğini vurgulayarak İran’ın izole durumdan çıkarak bölgesel sistemde etkili olması gerektiğini savunmakta ve ülkede çok sayıda Türk etnik kimliğinin yer almasının İran’ın elini güçlendireceğine inanmaktadır. Yine bu görüşe göre Türk Devletleri Teşkilatı’na üye olmak, Körfez Birliği Teşkilatı’na üye olmak, Nevruz Kültürüne Sahip Ülkeler Konseyi teşkil etmek gibi girişimler İran’ı ileri götürecek adımlardır. Ancak bu kesimin İran’da azınlığı oluşturduğunu belirtmekte fayda vardır.
Bütün bunlarla birlikte şunu da belirtmek gerekir ki birinci görüşe sahip olan kesim, İran’ın Türk Devletleri Teşkilatı’na katılması gerektiğini düşünen kesime karşı çıkarak İran’ın bu teşkilata katılmasının karar alma sürecinde etkili olacağı anlamına gelmediğini ve bu durumun İran’ın elini zayıflatacağını savunmaktadır.
Genel bir değerlendirmeyle İran’ın Türk Devletleri Teşkilatı projesi, çevrelenmeyi önlemek, transit ve enerji merkezi rolünü korumak, Türkiye-Azerbaycan ekseninin bölgesel etkisini dengelemek şeklindeki üç ana hedefe dayanmaktadır. Bu nedenle de İran, bazen rekabet, bazen iş birliği bazen de dengeleme siyaseti gibi stratejiler geliştirmektedir.
Bilindiği üzere İran’ın yaşadığı savaş ve bozulan ekonomik yapısı, Türk Devletleri Teşkilatı’na karşı bir reaksiyon geliştirmesi veya bu konuyu öncelemesine engel teşkil etmektedir. Önümüzdeki süreçte de İran’ın içinde bulunduğu yalnızlık durumundan dolayı İran müesses nizamının Türk Devletleri Teşkilatı’nın faaliyetlerine resmî düzeyde tepki göstermemesi beklenmektedir.
İran Türklerinin Türk Devletleri Teşkilatı’na Karşı Tutumu Nasıl?
İran’da yaşayan ve kendilerini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan kesimin Türk Devletleri Teşkilatı’na karşı tutumu olumludur. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aras şiirini okuması onlarda olumlu etki yaratmıştır. Ancak İran yönetiminin bu konuya olan hassasiyeti nedeniyle seslerini çok fazla çıkaramamaktadırlar. Türk Devletleri Teşkilatı’nın İstanbul’da düzenlenen 8. zirvesinde MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la 2021 yılında yaptığı görüşmede kendisine hediye ettiği Türk dünyası haritasında İran’ın hatırı sayılır kısmı Türk dünyası ailesinin bünyesinde gösterilmiştir. Bu durum İranlılar tarafından büyük bir tepkiye neden olmuştur. Buna karşın İran Türkleri bu haritadan memnuniyet duymanın yanında Hemedan ve Kazvin şehirlerinin de haritaya ilave edilerek düzeltilmesini istemişlerdir.