Son dönemlerde Azerbaycan ve İsrail arasındaki ilişkiler, Orta Doğu’da değişen güvenlik dengeleri göz önüne alındığında dikkat çekicidir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 24 Eylül 2026’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşması sırasında Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülke temsilcisi salonu terk ederken Arnavutluk, Azerbaycan, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) temsilcileri ise salonda kalarak konuşmayı takip etti. İsrail tarafının Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik söylemlerinin sertleştiği bu kritik dönemde Türkiye’nin “kardeş ülkesi” ve müttefiki olarak tanımlanan Azerbaycan’ın salondan ayrılmaması özellikle Türkiye açısından dikkat çeken bir diplomatik görüntü yarattı. Ayrıca bu durum, Türk kamuoyunda da tepki çekti. Onlarca delegasyon salondan ayrılırken, Azerbaycan’ın salonda kalmayı sürdürmesinin arkasındaki sebepler çok çeşitli. Bundan dolayı Azerbaycan ve İsrail arasındaki ilişkiler yalnızca ikili ilişkiler bağlamında değil, aynı zamanda bölgedeki değişen güç dengeleri, geçmişteki ortaklıklar ve stratejik iş birlikleriyle birlikte değerlendirildiğinde daha doğru olacaktır.
Azerbaycan-İsrail İlişkileri
İsrail ve Azerbaycan’ın birbirine kara sınırı bulunmuyor. Ancak iki ülkenin ilişkileri tarih boyunca kültürel ve ekonomik ortaklıklarına ek olarak karşılıklı stratejik çıkarlar doğrultusunda da gelişim göstermiştir. 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettiğinde ilk tanıyan ülke Türkiye iken ardından tanıyan ilk ülkelerden biri de İsrail’dir. Resmî tanımanın akabinde 1992’de başlayan diplomatik ilişkiler zamanla enerji, savunma, teknoloji ticaret gibi alanlarda çok boyutlu bir hâl alarak çeşitli alanlara yayılmıştır. Ayrıca iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde bir kısmı İsrail’e göç etmiş, bir kısmı hâlen Azerbaycan’da bulunan Musevi azınlığının da katkısı büyüktür. Azerbaycan, sahip olduğu Musevi cemaatin varlığını hem siyasi alanda hem uluslararası kamuoyunda hem de ticaret konusunda olumlu bir unsur olarak öne sürerek kullanmıştır. Haydar Aliyev’in 1997’de Amerika’ya yaptığı ziyaretinde Amerikan Yahudi Kongresi’ne katılım sağlayarak Ermenistan’a karşı Azerbaycan için destek çağrısı yapması, ülkesindeki Musevilere dinî hoşgörü kapsamında haklar tanıması ve Azerbaycan parlamentosunda Musevi kökenli milletvekillerine yer verilmesi bunların somut örneklerindendir. Ermeni lobisine karşı Musevi lobisinin desteğini kazanmak için yapılan pek çok düzenleme de mevcuttur. İsrail ve Azerbaycan arasındaki ilişkiler, tarihsel, kültürel ve stratejik faktörlerin etkileşimiyle şekillenmiştir. Özellikle Azerbaycan’ın batı ile ilişkileri geliştirme ve bağımsızlığı sonrasında Rusya’ya olan bağımlılığını azaltma çabası da bu ikili ilişkiyi şekillendiren faktörler arasındadır.
Savunma, Enerji ve İran Faktörü
Azerbaycan’ın 1990’lı ve 2000’li yıllarda askerî kapasitesinde çağdaşlaşma çabası göstermesi ile İsrail’le ilişkilerinin savunma alanında gelişmesi paralellik göstermiştir. Söz konusu ilişkilerin gelişmesinde en önemli dönüm noktalarından biri de Karabağ’ın işgalidir. Ermenistan tarafından işgal edildiğinde bağımsızlığını yeni kazanmış ve askerî kapasite bakımından Ermenistan’a kıyasla dezavantajlı durumda olan Azerbaycan için Karabağ’ı geri almak, özellikle Ermenistan, Rusya ve İran’la ilişkilerini sürdürüp onların desteğini alırken, güç bir durumdu. Azerbaycan, işgal altındaki topraklarını geri alabilmek için mevcut ortaklıklarının yanı sıra farklı ülkelerle de kapasitesini çeşitlendirme çabası göstermiştir. Bu süreçte Türkiye’den yardım istese dahi 1990’lı yıllarda Türkiye’nin muzdarip olduğu ekonomik sıkıntılar ve savunma sanayisinin yeterince gelişmemiş olması gibi sebepler dolayısıyla aradığı somut desteği bulamayarak bölgedeki diğer ülkelere yönelmiştir. Bu durumda da tarihî bağları dolayısıyla İsrail önemli bir alternatif olarak öne çıkmıştır.
Azerbaycan, topraklarını kurtarmak amacıyla giriştiği bu iş birliğinde ordusunu çağdaşlaştırırken, istihbarat ve askerî eğitim alanında da iş birliğine giderek ordusuna ilk defa dron da ithal etmiştir. İsrail, Azerbaycan’a tank savar toplar, insansız hava araçları, füze savunma sistemleri gibi pek çok gelişmiş askerî teknolojiyi ihraç ediyor. Rusya’nın 2008 Gürcistan-Osetya müdahalesi sonrası döneme baktığımızda Azerbaycan’ın Rusya’ya olan askerî bağımlılığını sorguladığı dönemde savunma sanayisinde çeşitlendirme aramasıyla iki ülke arasındaki savunma ticaret hacminin genişlediğini de görüyoruz. Bunun akabinde 2011’de İsrail savunma şirketi Aeronautics, İHA üretimi amaçlı Azerbaycan’da fabrika açmış, askerî alandaki yatırım iş birlikleri de gelişme göstermiştir.
Savunma alanındaki ticaretleri son dönemlerde yalnızca silah tedariğinden çok ortak üretim ve teknoloji geliştirme boyutuna evrilmiş ve bu, ticaret hacmine de yansımıştır. 2012’de Azerbaycan’ın İsrail’den askerî teçhizat alımı 1,6 milyar dolar iken, 2016’da bu miktar 6 milyar doları aşmıştır. İsrail’den sağladığı askerî kapasitenin önemi 2016’da gerçekleşen Dört Gün Savaşı’nda somut olarak görülmüştür. Bunun ardından 2016-2020 yılları arasında Azerbaycan, ithalat oranını daha da arttırarak %70’e yükseltmiştir. Ayrıca son olarak 2024’te ADEX-2024 savunma fuarı sırasında Azersilah ile İsrail’in AS Holdings ve Elbit System şirketleri arasında askerî-teknik iş birliğinin geliştirilmesi amacıyla anlaşma da imzalanmış ve uzun zamandır sürdürülen savunma iş birlikleri yenilenmiştir. Ancak Azerbaycan’ın yıllar içinde savunma kapasitesinde gerçekleşen gelişimi yalnızca İsrail’le iş birliklerine bağlamak yetersiz kalır. İsrail’le olan iş birlikleri, farklı ülkelerle bulunan iş birliklerine ek olarak askerî tedariğini çeşitlendirme politikasının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Söz konusu fuarda aynı zamanda Türkiye ile de savunma sanayisini geliştirme konusunda anlaşmalar imzalanmıştır. Bu açıdan bakıldığında Azerbaycan’ın savunma alanında kırılganlığı önlemek amacıyla çeşitli ortaklıklar kurmayı amaçladığı, Türkiye, İsrail, Pakistan veya Avrupalı devletler gibi pek çok farklı aktörle ilişkilerini çeşitlendirdiği ve bunu stratejik özerkliğin bir aracı olarak kullandığını söylemek mümkündür. Zaman içerisinde yatırımlara ve istihbarat teknolojisine de evrilen İsrail-Azerbaycan savunma iş birliklerini yalnızca silah tedariki olarak değerlendirmek veya Azerbaycan’ın ordu kapasitesini yalnızca İsrail sayesinde geliştirdiğini söylemek tarzı yorumlar eksik kalacaktır. İkili ilişkilerin ve stratejik ortaklıklarının diğer önemli unsurlarından birini de Azerbaycan’ın Hazar Denizi üzerinden sahip olduğu enerji kaynakları oluşturur.
İki ülkenin ekonomik ve askerî ilişkilerinin omurgasını enerji oluşturmaktadır. Azerbaycan, Hazar Denizi’ndeki petrol ve doğal gaz kaynakları dolayısıyla İsrail için önemli bir tedarikçi konumundadır. Azerbaycan’ın askerî modernizasyon politikasını uygulamaya başladığı dönemde bu desteği karşılayabilmek için kullanabileceği en değerli maddi varlığı enerji kaynaklarıydı. Bu da iki ülkeyi birbirini tamamlayan kapasiteleri doğrultusunda iş birliği yapmaya yönlendirdi ve böylece İsrail, Azerbaycan’ın en önemli enerji ithalatçısı ve en önemli askerî teçhizat ihracatçısı konumuna erişti. 2006’da BTC (Bakü-Tiflis-Ceyhan) Boru Hattı’nın devreye girmesiyle Akdeniz üzerinden Azerbaycan petrolü dünya piyasasında ulaştırıldı. Aynı zamanda İsrail’in petrol ihtiyacının büyük bir kısmı da Azerbaycan petrolü ile karşılanmaya başlandı. Azerbaycan sahip olduğu doğal gaz ve petrolün bir kısmını İsrail’e satarken, karşılığında ihtiyacı olan askerî desteği alıyor yani enerji ve savunma kapasitelerinin birbirini tamamladığı görülmektedir. Bu bağlamda her iki taraf için de kazançlı bir iş birliği yürütüldüğünü görüyoruz. 2026 yılı itibarıyla da iş birlikleri devam ediyor ve Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı tarafından iki ülkenin ilişkileri “stratejik ortaklık” olarak tanımlanıyor ve güvenlik ilişkilerinin kapsamı genişletilerek pek çok alanda sürdürülebileceği öngörülüyor.
İsrail-Azerbaycan ilişkilerinin üçüncü boyutu İran’la olan ilişkilerdir. Azerbaycan ve İran’ın kara sınırı bulunurken ve bölgesel gelişmelerde-istikrarsızlıklarda hassas ilişkilere sahiplerken İsrail, İran’ı 1979 yılındaki İran İslam Devrimi’nden bu yana temel güvenlik tehditlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu durum İsrail açısından Azerbaycan’ı yalnızca enerji tedarikçisi ülke değil, jeopolitik açıdan bölgede önemli bir ortak yapıyor. 2026’da İran-ABD-İsrail arasında yaşanan savaşın Azerbaycan-İsrail ilişkilerindeki yansıması enerji güvenliği olmuştur. Hürmüz’de yaşanan istikrarsızlık, Azerbaycan enerjisinin önemini arttırmıştır. Hürmüz, küresel petrol ve LNG ticaretinin 1/5’inin gerçekleştiği kritik bir konum olmasına rağmen savaş dolayısıyla durumu oldukça kırılgan bir hâle gelmiştir. Öncesinde günlük ortalama geçiş 125 gemiyken, 21 Eylül 2026 tarihli Reuters haberine göre hafta sonunda yalnızca 17 emtia gemisi geçiş yaptı. Yaşanan bu kritik düşüş, sahip olduğu enerjiyi ihraç ederken Hürmüz’ü kullanmayan Azerbaycan’a avantaj sağladı, BTC hattının ve Azerbaycan’ın Avrupa’daki ve bölgedeki jeopolitik önemini arttırdı.
Azerbaycan ve İsrail ilişkileri çok boyutlu şekilde ilerlemeye devam ederken, Türkiye ve İsrail’in son dönemlerde yaşadığı diplomatik anlaşmazlıklar ilerleyen süreçlerde Ankara-Bakü ilişkilerinde çıkar farklılıklarının ortaya çıkacağı bir alan yaratma potansiyeli taşımaktadır.
Azerbaycan-Türkiye İlişkilerine Yansıması
Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri siyasi boyutunun yanında, kapsamlı bir stratejik ve ekonomik temele de sahiptir. 15 Haziran 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi’nde ikili ilişkiler müttefiklik seviyesine yükseltilmiştir. Bunun haricinde Azerbaycan ve Türkiye arasında yoğun kültürel ve tarihî bağlar da bulunmakta ve bundan dolayı Azerbaycan’ın İsrail ile olan ilişkilerini, Türkiye ile olan ilişkilerine alternatif veya direkt tehdit olarak değerlendirmek doğru olmaz.
BM Genel Kurulu’nda Netenyahu’nun konuşması sırasında Azerbaycan’ın salonda kalması Türk kamuoyunda dikkat çekerek çeşitli tepkilere neden olmuştur. Bunun sebebi Türkiye ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin olağan bir ikili ilişkiden de öte “tek millet, iki devlet” şeklinde derin bir ilişki olarak tanımlanmasıdır. Ancak asıl sorgulanması gereken şey “Azerbaycan neden Türkiye’nin yanında durmadı?” değil, “Azerbaycan neden Türkiye-İsrail gerilimine rağmen İsrail ile paralel diplomatik tavırlar sergiliyor?” olmalıdır. Bu sorunun cevapları da Azerbaycan’ın benimsediği dış politika yaklaşımında aranmalıdır. Azerbaycan dış politikası çok merkezli bir yapıya sahiptir ve bunun yansımasını İsrail, Çin dahil pek çok ülkeyle gerçekleştirdiği ilişkilerinde görebiliriz. Bundan dolayı Azerbaycan’ın adımlarını tek taraflı okuyarak “Türkiye’ye karşı İsraillin yanında durdu.” olarak değerlendirmek, Azerbaycan’ın çok boyutlu ve çok merkezli dış politika anlayışını göz ardı etmek demektir. Mevcut durumu, Azerbaycan’ın Türkiye ile müttefikliğini korurken İsrail’le de iş birliklerini koruduğu ve devam ettirdiği denge politikası üzerinden değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Şuşa Beyannamesi’nde, iki ülkenin dış politikalarını koordine etmelerinin gerekliliğine ek olarak, tarafların müttefik olmalarıyla birlikte bağımsız dış politikalar ve ulusal çıkarlara sahip olduğu ve bu doğrultuda hareket etmelerinin elzem olduğu da vurgulanır. Bu vesileyle “tek millet, iki devlet” anlayışının dış politika uygulamalarında örtüşme gerektirmediğini de vurgulamak gerekir. Arada müttefiklik bağı bulunsa dahi Azerbaycan’ın veya diğer herhangi bir müttefik ülkenin Türkiye’nin dış politika tercihlerini tamamı ile benimseme zorunluluğu yok. İki ülke müttefikliklerini devam ettirirken kendi ulusal çıkarları doğrultusunda dış politikalarını şekillendirmeye devam ediyorlar.
Sonuç
Azerbaycan açısından baktığımızda İsrail, hem enerji hem savunma alanında güçlü bir partner. Üstelik iki ülkenin paylaştığı kültürel ve tarihî bağları da göz önünde bulundurduğumuzda iş birliklerinin olması ve devamlılığı kaçınılmazdır. Türk kamuoyunun beklediği, Bakü’nün İsrail-Türkiye gerginliği dolayısıyla İsrail’le olan ilişkileri değerlendirmeye gitmesi uzun vadeli ortaklıkların ve güvenlik hesaplarının yeniden değerlendirilmesini gerektirecek maliyetli bir adım olacaktır. Türkiye’nin Ermenistan ile normalleşme sürecini Azerbaycan’ın güvenlik kaygılarıyla uyumlu hâle getirmeye çalışma çabası da göz önüne alındığında Türkiye’nin İsrail ile geriliminin arttığı bu dönemde Bakü’nün Ankara’nın sahip olduğu hassasiyetleri dikkate almasını beklemesi anlaşılabilir bir diplomatik beklentidir. Ancak bu durum, daha önce de belirtildiği üzere Bakü’nün bütünü ile dış politikasında köklü bir değişime gitmesi gerekliliğini de taşımamaktadır. Azerbaycan’ın salondan ayrılmaması ikili ilişkilerde bir kırılma noktasını temsil etmediği gibi iki ülkenin “tek millet, iki devlet” anlayışının, her zaman dış politikada uygulanabilir bir metafor olmadığını da göstermiştir.
Sonuç olarak, Azerbaycan açısından İsrail, ticari, askerî, bölgesel ve stratejik konularda önemli bir partnerken Türkiye açısından bölgesel güvenlik, diplomatik gerilimler ve Filistin meselesi sebebiyle daha hassas bir niteliğe sahiptir. Bundan dolayı Azerbaycan’ın salonda kalma kararı “Azerbaycan Türkiye’nin yanında olmadı” perspektifinden ziyade, Azerbaycan’ın stratejik ve ulusal öncelikleri ve Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisi arasında bir denge kurma çabası olarak değerlendirilebilir. Değişen bölgesel güç dengeleri ışığında, ilerleyen süreçte bağımsız dış politika adımlarının sayısı ve kapsamı arttıkça “tek millet, iki devlet” anlayışının üçüncü ülkelere yönelik dış politika söylemlerinde ne ölçüde ortak bir hareket alanı sunacağı sorusu da daha fazla önem kazanacaktır.
Kaynakça
Alizada, N. (2026). İstikrarsız bölgesel sistem koşullarında İran-İsrail savaşı bağlamında Azerbaycan’ın yumuşak dengeleme stratejisi. Uluslararası İdil-Ural ve Türkistan Araştırmaları Dergisi, 8(2), 296–317. https://doi.org/10.59305/ijvuts.1935095
Soylu, E. (2024). İsrail’in Azerbaycan’ı destekleme nedenlerinin stratejik analizi. Uluslararası İktisadi ve İdari Çalışmalar Dergisi, 2(1), 20–35. https://izlik.org/JA38FC56SB
Tan, F. (2026, September 21). Vessels trickle through Strait of Hormuz as Middle East conflict persists. Reuters. https://www.reuters.com/world/middle-east/vessels-trickle-through-strait-hormuz-mideast-tension-persists-2026-09-21/
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (t.y.). Türkiye-Azerbaycan siyasi ilişkileri. https://www.mfa.gov.tr/turkiye-azerbaycan-siyasi-iliskileri.tr.mfa