Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Jeopolitik Kavramların Ötesinde Bir Okuma: “Orta Doğu” Tanımı ve Peygamberler Coğrafyası

Jeopolitik Kavramların Ötesinde Bir Okuma: “Orta Doğu” Tanımı ve Peygamberler Coğrafyası

Ahmet KARABAŞ

Dış Politika Araştırmacısı

Uluslararası ilişkiler literatüründe coğrafi tanımlamalar yalnızca fiziki haritalardan ibaret olmayıp arkasında belirli bir jeopolitik tasavvuru ve stratejik önceliği barındırır. Bugün küresel siyasetin merkezinde yer alan “Orta Doğu” kavramı da son bir asır içinde askerî, diplomatik ve siyasi hamlelerle şekillenmiştir. Ancak bu modern çerçeveyi teolojik ve tarihsel kaynaklarla yan yana koyduğumuzda çarpıcı bir gerçeklikle karşılaşırız: Kur’an-ı Kerîm’de kıssaları anlatılan peygamberlerin gönderildiği coğrafya ile bugün Orta Doğu denildiğinde kastedilen coğrafya birebir aynıdır.

Orta Doğu Kavramının Jeopolitik İnşası

Orta Doğu terimini ilk kez kimin kullandığı net olmasa da genel kabule göre kavramın mucidi, İngiliz hükûmeti bünyesinde 1858’de oluşturulan Hindistan Ofisi’dir. Balkanlar ve Anadolu’nun da yer aldığı geniş coğrafyayı kabaca üçe bölen ofis bürokratları, Irak dahil Doğu Akdeniz havzasını “Yakın Doğu”, Basra Körfezi ve İran çevresini “Orta Doğu”, Çin ve Japonya’yı ise “Uzak Doğu” olarak isimlendirmiştir.

Kavramı literatüre kazandıran ve daha geniş sınırlarıyla tanımlayan ilk isim Amerikalı denizci ve stratejist Alfred Thayer Mahan (1840–1914) olmuştur. Londra’da yayımlanan aylık National Review dergisinin Eylül 1902 sayısında bir makale kaleme alan Mahan, Orta Doğu‘nun sınırlarını Süveyş Kanalı’ndan Singapur’a kadar genişletmiştir. Mahan’dan sonra The Times gazetesinin Tahran muhabiri olan İngiliz gazeteci ve diplomat Valentine Ignatius Chirol (1852–1929), İran, Afganistan ve Arap Yarımadası’nı kapsayan çerçevede “Orta Doğu” kavramını haberlerinde sıklıkla kullanmıştır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında bölgenin şekillenmesinde aktif rol oynayan Winston Churchill’ın 1942’de “Orta Doğu Departmanı”nı kurmasıyla yapılan yeni tanımlamaya Süveyş Kanalı, Sina Yarımadası, Arap Yarımadası, İran, yeni oluşturulan Irak ve Mâverâ-i Ürdün ülkeleri dahil edilirken, Afganistan ve çevresi Asya içinde değerlendirilmiştir. Toprakları Asya’da yer alan İran’ın Orta Doğu’da sayılması tamamen siyasi, stratejik ve jeopolitik bir tercihken, Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren “Küçük Asya” olarak bilinen Türkiye, bir Avrupa ülkesi kabul edilmiştir. 1946’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde kurulan “Orta Doğu Enstitüsü” kavramın Yeni Dünya’da da yaygınlaşmasına yol açmış; yaklaşık 100 yıllık süreçte Orta Doğu ibaresi Mısır, İsrail, Filistin, Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak, İran, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Yemen ve Suudi Arabistan’ı kapsayan bugünkü net sınırlarına ulaşmıştır.

Kur’an Kıssalarının Coğrafi Koordinatları: Dar Kare

Kur’an’da toplumları hidayet yollarına eriştirmek üzere gönderilen peygamberlerin mücadeleleri, geçmişte yaşananlardan ibret alınması ve gelecek nesillerin aynı hatayı tekrarlamaması amacıyla geniş yer tutar. Mekke döneminde inen Mü’min (40/78) ve Medine döneminde inen Nisâ (4/164) ayetlerinde, peygamberlerin yalnızca kıssası anlatılanlardan ibaret olmadığı belirtilir. İsimleri ve görev alanları Kur’an’da zikredilmeyen nice elçiler gelip geçmiştir ancak haklarında net bilgi bulunmadığından Buda, Konfüçyüs ve Sokrat gibi tarihsel figürlerin peygamber olduğu yönündeki tahminler mevcut veriler ışığında yalnızca spekülasyondan ibarettir.

Kur’an’da yaklaşık 600 sayfa boyunca sıklıkla atıf yapılan peygamber kıssalarını coğrafi koordinatlar üzerinden okuduğumuzda ise Anadolu’nun güney sınırından Arap Yarımadası’nın alt ucuna, Nil nehrinden Mezopotamya’ya uzanan oldukça “dar bir kare” karşımıza çıkar:

Kuzey Sınırı: Hz. İbrahim’in Harran’a kadar geldiği ve ateşe atılma kıssasının burada gerçekleştiği rivayetleri sahih kabul edildiğinde, kuzey sınırı bugünkü Şanlıurfa ve çevresidir.

Güney Sınırı: Kur’an’da dört ayrı atıf bulunan Yemen’dir. Hz. Hûd’un gönderildiği Âd kavminin yaşadığı Doğu Yemen’deki Hadramevt (Ahkâf) bölgesi, Hz. Süleyman döneminde kraliçesinin Kudüs’ü ziyareti zikredilen Sebe kavminin yaşadığı Sanaa’nın kuzeyindeki Ma’rib bölgesi, Fîl suresinde Kâbe’yi yıkmak üzere harekete geçen Ebrehe’nin geliş yönü ve Kureyş suresindeki kış seferlerinin istikameti doğrudan Yemen’dir.

Batı Sınırı: İsrailoğulları’nın tarihsel yürüyüşünde defalarca vurgulanan Mısır’dır. Burada olayların ana merkezi Nil nehrinin doğu yakası olup, batı yakası ve Libya tarafları kapsam dışındadır.

Doğu Sınırı: Hz. Yûnus’un gönderildiği Ninova bölgesi (bugünkü Irak ve çevresi) ile Cûdî’nin yeri tartışmalı olmakla birlikte genel tarihî kabule göre Hz. Nûh tufanının gerçekleştiği Mezopotamya bölgesidir.

Sonuç: Tarihin Nesnesi Değil Öznesi Olmak

Kur’an’da sunulan “peygamberler coğrafyası” ile zaman içinde dönüşerek bugünkü kıvamını bulan “Orta Doğu” kavramı aynı topraklara işaret etmektedir. Peygamber kıssalarını okurken Orta Doğu’nun tarihini de okumuş oluruz. Bu açıdan Kur’an sadece bir din kitabı değil, bölgenin tarihsel, coğrafi ve jeopolitik dengelerini kavramada geniş ufuklar açan bir tarih, coğrafya ve strateji kitabıdır. Dikkatlerin Orta Doğu coğrafyasına yöneltildiği ortadayken ve dünyanın bütün ülkeleri bu dar karenin içine girip etkili olmaya çalışırken bölge sakinlerinin bu toprakların dününe, bugününe ve yarınına kayıtsız kalarak sadece olayları izleyen bir “nesne” olmayı kabullenmesi düşünülemez.

Fotoğraf: Anadolu Ajansı

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün