Kafkasya’nın jeopolitik fay hatları, 2020 Karabağ Zaferi’nden bu yana tarihin en dinamik ve gerilimli dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bölgesel dengeler, 2020 Karabağ Savaşı’ndan bu yana köklü bir değişim geçirmiş ve bu değişim, Azerbaycan ile İran arasındaki ilişkileri tarihsel bir “soğuk barış” evresinden, stratejik bir rekabet ve karşılıklı güç gösterisi safhasına taşımıştır. İki devlet arasındaki ilişkiler, klasik bir komşuluk hukukundan ziyade, bölgesel liderlik, etnik kimlik ve küresel ittifaklar üzerinden şekillenen çok katmanlı bir güç çekişmesine dönüşmüş durumdadır. Bakü’nün Karabağ’da elde ettiği kesin askeri başarı, sadece Ermenistan ile olan sınır sorunlarını çözmekle kalmamış, aynı zamanda İran’ın on yıllardır bölgede kurduğu statükoyu da sarsmıştır. Bu süreçte Azerbaycan, Türkiye ile imzaladığı Şuşa Beyannamesi sayesinde NATO standartlarında bir güvenlik şemsiyesine kavuşurken, İsrail ile olan derin askeri-teknolojik ortaklığı sayesinde Tahran’ın bölgesel nüfuzuna karşı somut bir caydırıcılık inşa etmiştir.
Azerbaycan’ın Yükselen Askeri Gücü ve Bölgesel Rekabet
Azerbaycan’ın savunma doktrini, bugün büyük oranda İsrail menşeli yüksek teknolojili sistemler üzerine inşa edilmiştir. Azerbaycan ile İsrail arasındaki savunma sanayii sözleşmelerinin toplam bedelinin bugüne kadar yaklaşık 10 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir. Sadece 2012 yılında 1,6 milyar dolarlık, 2016 yılında ise yaklaşık 5 milyar dolarlık, spesifik paketler açıklanmıştır. SIPRI verilerine göre, Azerbaycan’ın ithal ettiği ana silah sistemlerinin yaklaşık %69’u İsrail menşelidir. Bu envanterin en kritik parçalarını 400 km menzilli ve nokta atışı yapabilen Lora balistik füzeleri, Ermenistan’ın Rus yapımı hava savunma sistemlerini felç eden Harop kamikaze İHA’ları ve Hazar Denizi’ndeki enerji platformlarını koruyan Barak-8 hava savunma füze sistemleri oluşturmaktadır. Ayrıca Azerbaycan’ın İsrail’den satın aldığı Azersky ve yüksek çözünürlüklü Ofeq gözetleme uyduları, İran içindeki askeri hareketliliği anlık izleme kabiliyeti sahiplerdir. 2026 yılı itibarıyla bu iş birliği, sadece silah alımıyla sınırlı kalmayıp, Azerbaycan topraklarında İsrail lisansıyla İHA üretimi ve yapay zeka tabanlı siber savunma merkezlerinin kurulmasıyla bir üst aşamaya taşınmıştır. Bu yüksek teknolojili silahlar, Karabağ’da sahayı domine etmenin ötesinde, İran’ın askeri baskılarına karşı bir caydırıcılık unsuru haline gelmiştir. Öte yandan, İran ile olan askeri ilişkiler neredeyse yok denecek kadar azdır. Bakü, İran’dan herhangi bir stratejik silah sistemi almadığı gibi, Tahran ile olan ilişkisini yıllık 650 milyon dolar seviyesindeki gıda ve hammadde ticareti ile sınırlı tutarak askeri bir bağımlılık oluşmasının önüne geçmektedir. Karşılaştırıldığında, İsrail ile sadece tek bir silah paketi (örneğin 2016’daki 5 milyar dolar), İran ile yapılan tüm sektörlerdeki 10 yıllık toplam ticaretten daha fazladır. Bakü için İsrail, ordunun teknolojik omurgasını oluşturan bir “stratejik ortak” iken; İran, sadece sınır güvenliği bazında yönetilmesi gereken zorlu bir komşudur.
İran, Azerbaycan ve İsrail arasındaki bu siyasi ve askeri flörtü, “Siyonist rejimin kuzey sınırlarına yerleşmesi” olarak görüp sınırlarının hemen dibinde bir “Mossad üssü” kurulması olarak nitelendirmekte ve bu durumu varoluşsal bir tehdit olarak görmektedir. Azerbaycan, İsrail ile olan ilişkisini “buzdağı diplomasisi” olarak tanımlarken, son yıllarda bu ilişki şeffaflaşmıştır. Bakü’nün Tel Aviv’de büyükelçilik açması İran için “kırmızı çizgi”nin aşılmasıydı. Tahran, Azerbaycan’ın İsrail ile olan bu denli yakınlaşmasını, İran’a yönelik olası bir kara ve hava operasyonunda (özellikle stratejik tesislerine yönelik) Bakü’nün lojistik üs veya yakıt ikmal noktası olarak kullanılacağı korkusuyla izlemektedir. Bu güvenlik ikilemi, İran’ın Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan’a örtülü lojistik destek vermesine ve savaş sonrası süreçte Zengezur Koridoru projesine şiddetle karşı çıkmasına yol açmıştır. İran için bu koridor, sadece bir yol projesi değil, Ermenistan ile olan fiziki bağının kopması ve Orta Asya’ya açılan kapısının Türkiye-Azerbaycan kontrolüne geçmesi demektir. Bu durumun İran’ın bölgesel gücünü kaybetmesine neden olabilecek en önemli unsurlardan biri olarak görülmektedir. Bu ender görülen jeopolitik sıkışmışlık, İran’ı Aras Nehri boyunca “Hayber Fatihleri” gibi sembolik isimlerle devasa tank tatbikatları düzenlemeye itmiş, ancak Bakü bu hamlelere İsrail ve Türkiye ile ortak tatbikatlar yaparak karşılık vermiştir.
Azerbaycan – İran Çekişmesinde Güney Azerbaycan Faktörü
Bu çekişmenin en hassas ve patlayıcı noktası ise “Güney Azerbaycan” faktörü, yani İran sınırları içinde yaşayan yaklaşık 30 milyonluk Azeri Türk nüfusudur. Azerbaycan’ın askeri zaferi ve ekonomik yükselişi, İran’ın kuzey eyaletlerinde yaşayan bu devasa nüfus arasında güçlü bir milli bilinç dalgası yaratmıştır. İran yönetimi, Bakü’nün bir “çekim merkezi” haline gelmesini ve İlham Aliyev’in “dünyadaki tüm Azerbaycanlıların hamisiyiz” yönündeki söylemlerini, kendi iç toprak bütünlüğüne yönelik en büyük tehdit olarak görmektedir. Bu durum, İran’ı Azerbaycan içindeki radikal Şii grupları mobilize etmeye ve Bakü’deki seküler yönetimi istikrarsızlaştırmaya yönelik hibrit yöntemler kullanmaya teşvik etmektedir. Karşılıklı olarak büyükelçiliklerin kapatılmasına kadar varan diplomatik krizler, bu etnik ve dini gerilimin birer yansımasıdır.
ABD/İsrail – İran Çatışmalarında Azerbaycan Denklemi
Amerika Birleşik Devletleri ve Batı bloğu ise bu denklemde Kafkasya politikasında Azerbaycan’ı, hem Rusya’nın Kafkasya’daki hakimiyetini kırma hem de İran’ı çevreleme stratejisinin kilit bir aktörü olarak konumlandırmaktadır. Washington, Azerbaycan’ın enerji hatlarını (TAP/TANAP) Avrupa’nın enerji güvenliği için vazgeçilmez bir alternatif olarak nitelendirmekte ve enerji kaynaklarının Avrupa’ya aktarılmasını destekleyerek hem Rusya hem de İran’ın bölgesel enerji kartını zayıflatmayı hedeflemektedir. Bu durum, İran’ı bölgede giderek daha fazla izole ederken, Azerbaycan’ın Batı ile olan pazarlık gücünü artırmaktadır. Bu eksende konjonktürel şartlar, Bakü-Tel Aviv-Ankara eksenini daha da güçlendirirken, İran-İsrail çatışmalarında Azerbaycan’ı “silahlı tarafsızlık” pozisyonuna itmektedir. Bakü, topraklarının İran’a yönelik bir saldırı için kullanılmasına izin vermeyeceğini resmen beyan etse de, İsrail’den aldığı istihbarat ve teknoloji desteği, İran’ın güvenlik mimarisinde derin çatlaklar yaratmaya devam etmektedir.
2026 yılının Şubat ayı sonunda ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine ve yönetim kademesine yönelik başlattığı geniş çaplı askeri operasyonlar, Azerbaycan-İran ilişkilerindeki gerilimi doğrudan bir çatışma riskine dönüştürerek yeni bir boyuta taşımıştır. Azerbaycan, çatışmanın başlangıcında tarafsızlığını ilan etmesine ve hatta Hamaney’in suikastı sonrası taziye mesajları yayımlayarak insani yardım teklifinde bulunmasına rağmen, İran’ın ‘yayılmacı savunma’ stratejisinin hedefi olmaktan kurtulamamıştır. 5 Mart 2026 tarihinde İran topraklarından kalkan kamikaze dronların Nahçıvan Havalimanı’nı ve sivil yerleşimleri hedef alması, Tahran’ın Bakü-Tel Aviv hattındaki askeri-teknolojik iş birliğine yönelik tahammülsüzlüğünün en somut ve kanlı tezahürü olmuştur. İran bu saldırılarla, İsrail’in lojistik ve istihbari altyapısına ev sahipliği yaptığına inandığı Azerbaycan’a ‘güvenlik maliyeti’ ödetme mesajı verirken; Bakü ise bu eylemi ‘terörist bir saldırı’ olarak niteleyerek ordusunu İran sınırına konuşlandırarak savaş hazırlığı durumuna getirmiştir. Bu süreç, Azerbaycan’ın İsrail ve Türkiye ile olan askeri ve siyasi bağlarını daha da perçinlemesine yol açmış ve İran’daki olası bir rejim çöküşü senaryosunda ‘Güney Azerbaycan’ faktörünün jeopolitik bir fırsat olarak masaya gelmesine neden olmuştur.
Sonuç
Azerbaycan ve İran arasındaki bu “görünmeyen” ancak giderek kristalleşen güç çekişmesi, Kafkasya’nın geleceğini belirleyecek temel dinamiktir. Bu güç çekişmesi buzdağının görünen kısmıdır -ki görünmeyen kısmı tüm tarafları içine çekebilecek bir domino etkisine sahiptir. Azerbaycan özellikle askeri güçte İsrail, siyasi alanda ise Türkiye ile stratejik ortaklıklarını güçlendirerek İran’ın bölgesel hegemonyasına karşı Kafkasya’da yükselen yeni bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Azerbaycan’ın İsrail ile olan bu stratejik iş birliği, İran tarafından “Siyonist rejimin kuzey sınırlarına yerleşmesi” olarak kabul edilmekte ve olası bir askeri saldırıda üs ve lojistik sağlayacak bir komşu olarak görülmektedir. İran da bölgedeki nüfuzunu korumak için Ermenistan kartını oynamaya ve Azerbaycan ve İran içerisindeki Azerbaycan Türkleri üzerinde Şii inancı üzerinden yumuşak güç kullanmaya çalışmaktadır. Ayrıca askeri tatbikatlar ile de “sınırların değişmezliği” mesajını vererek bu kuşatmayı yarmaya çalışmaktadır. Azerbaycan ve İran arasındaki bu güç çekişmesi, sadece iki ülke arasındaki bir sınır anlaşmazlığı değil, küresel güçlerin de dâhil olduğu büyük bir stratejik satranç oyunu halini almıştır. 2026 ve sonrası için öngörülen tablo, Azerbaycan ve İran arasında doğrudan bir savaştan ziyade; siber operasyonlar, hava saldırıları, istihbarat savaşları ve vekâletler üzerinden yürütülen, ancak her an bir kıvılcımla alevlenebilecek yüksek tansiyonlu bir “soğuk rekabet” dönemi olması muhtemeldir.
Kaynakça
Anadolu Ajansı. (2012). İsrail Heronları Azerbaycan yolcusu. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-heronlari-azerbaycan-yolcusu/379701 (Erişim Tarihi: 22.03.2026).
Modern Az. (2016). Azerbaycan, İsrail’den 5 milyar dolar değerinde savunma ekipmanı satın aldı. https://modern.az/aktual/119814/azerbaycan-israilden-5-milyard-dollarliq-muumldafie-avadanliinbspalir/ (Erişim Tarihi: 22.03.2026).
Modern Az. (2026). ABD-İran savaşı Azerbaycan ekonomisini nasıl etkiliyor? https://modern.az/tr/iqtisadiyyat/575731/abd-iran-savasi-azerbaycan-ekonomisini-nasil-etkiliyor/ (Erişim Tarihi: 23.03.2026).
Fotoğraf: Anadolu Ajansı