Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Veri Merkezlerinin Gölgesinde Nükleer Rönesans: Yapay Zekâ Çağının Enerji Denklemi ve Türkiye

Veri Merkezlerinin Gölgesinde Nükleer Rönesans: Yapay Zekâ Çağının Enerji Denklemi ve Türkiye

Halenaz EKMEKÇİLER

Araştırmacı

Giriş

Nükleer enerji, uzun yıllar boyunca maliyet, güvenlik ve atık tartışmaları nedeniyle birçok ülkede duraklama dönemi yaşadıktan sonra beklenmedik bir itici güçle yeniden küresel gündemin merkezine yerleşti: yapay zekâ. Yapay zekâ modellerini eğiten ve çalıştıran veri merkezlerinin kesintisiz ve devasa elektrik ihtiyacı, kesintili yenilenebilir kaynakların tek başına karşılayamadığı bir talep yarattı. Bu talep, dünya genelinde nükleer yatırımları, özellikle de küçük modüler reaktörleri (SMR) yeniden gündeme taşıdı. Türkiye de 2053 hedefleri ve yeni iş birlikleriyle bu dalganın içinde konumlanmaya çalışıyor. Bu analiz, yapay zekâ kaynaklı nükleer canlanmanın küresel boyutunu ve Türkiye açısından taşıdığı fırsat ile belirsizlikleri değerlendirmektedir.

Talep Devrimi

Nükleer enerjiye dönüşün arkasındaki temel etken, elektrik talebindeki yapısal sıçramadır. Tek bir büyük yapay zekâ veri merkezi kampüsü, sürekli biçimde bir nükleer santral ünitesine yakın güç çekebiliyor. Goldman Sachs’ın Mayıs 2026 tarihli araştırmasına göre Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nde veri merkezi güç talebi 2025’te 31 gigavat düzeyindeydi; bu rakamın 2026’da 41 gigavata, 2027’de ise 66 gigavata çıkması bekleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA)’nın Nisan 2026 raporu da benzer bir eğilime işaret ediyor: Veri merkezi işletmecileri ile SMR projeleri arasındaki koşullu tedarik anlaşmalarının hacmi, 2024 sonundaki 25 gigavattan yaklaşık 45 gigavata yükseldi.

Bu tablonun kritik yönü, yapay zekânın kesintisiz ve öngörülebilir maliyetli bir baz yük talebi doğurmasıdır. Nükleer enerji, düşük karbonlu ve sürekli üretim sağlayabildiği için bu ihtiyaca uygun bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Büyük Teknoloji’nin Nükleer Bahsi

Talep devriminin en görünür sonucu, teknoloji devlerinin nükleer enerjiye yönelik taahhütleridir. SMR Intel izleme verilerine göre Mayıs 2026 itibarıyla ilan edilen on üç proje, yapay zekâ altyapısı için 9,8 gigavatı aşan nükleer kapasiteyi bağladı; toplam taahhütler kırk milyar doların üzerine çıktı. Microsoft, kapatılmış Three Mile Island ünitesinin yeniden devreye alınmasına destek verdi. Amazon, X-energy ile SMR ortaklığı kurdu ve Susquehanna santralinden uzun vadeli elektrik alımı için anlaşma imzaladı. Google, Kairos Power ile ABD’nin ilk kurumsal SMR filo anlaşmasını yaptı. Meta ise 6,6 gigavatlık taahhüdüyle bu alandaki en büyük kurumsal adımı attı ve Ohio’da yeni bir nükleer kampüs için anlaşmaya vardı.

Bu anlaşmaların önemli bölümü SMR teknolojisine dayanıyor. Uzmanların ortak değerlendirmesine göre SMR’lerin şebekeye kayda değer ölçüde katkı vermesi 2030’ların başını bulacak ve ilk örnekler görece yüksek maliyetli olacak. Talepteki artış, uranyum piyasasını da hareketlendirdi; spot uranyum fiyatları 2026 başında yükseliş gösterdi ve ABD, yerli uranyum tedarikini güvence altına almaya yönelik adımlar attı.

Türkiye’nin Konumu

Türkiye, bu küresel dalgayı kendi uzun vadeli enerji planına dâhil etmiş durumda. Hâlihazırda Rusya ile yürütülen Akkuyu Nükleer Güç Santrali, tam kapasiteye ulaştığında ülke elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılaması beklenen temel proje konumunda. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı hedefe göre Türkiye, 2053’e kadar toplam 20 gigavat nükleer kurulu güce ulaşmayı, bunun en az 5 gigavatını SMR’lerden sağlamayı ve ilk SMR’yi 2030’ların ilk yarısında devreye almayı planlıyor.

Bu hedef, 2026 boyunca yoğunlaşan iş birliği anlaşmalarıyla desteklendi. Türkiye Nükleer Enerji A.Ş. (TÜNAŞ) ile ABD Ticaret ve Kalkınma Ajansı (USTDA) arasında SMR alanında imzalanan anlaşma, teknolojide yerli katkıyı artırmayı ve Orta Asya ile Türk cumhuriyetlerini kapsayan bölgesel bir iş birliği ağı kurmayı amaçlıyor. Güney Kore’nin i-SMRDA kurumu ile Türk şirketi Nuclean arasındaki anlaşma, ABD merkezli ARC Clean Technology ile yürütülen çalışma ve TENMAK’ın yakıt araştırmalarına yönelik mutabakatı, bu ekosistemin farklı halkalarını oluşturuyor. Temmuz 2026’da yürürlüğe giren düzenlemeyle nükleer yatırımlara vergi teşvikleri de getirildi.

Yapay zekâ boyutu, Türkiye planlamasına doğrudan yansımış durumda. Bakanlık, ülkedeki veri merkezlerinin enerji talebinin 2035’e doğru yıllık 5 ila 10 teravatsaat aralığına ulaşmasını öngörüyor. Ayrıca SMR’ler, yerli ihtiyacın karşılanmasının yanında bölgeye yönelik bir ihracat ve uygulama modeli olarak da ele alınıyor. Rosatom yönetiminin 2026’daki açıklamalarında, bölgesel çatışmaların enerji arz güvenliğindeki kırılganlığı göstererek Akkuyu’ya ilgiyi artırdığına dikkat çekmesi de bu bağlamda anlam taşıyor.

Fırsatlar ve Belirsizlikler

Küresel dalga, Türkiye’nin nükleer bahsini destekleyen bir zemin sunuyor. Artan talep, teknolojiye erişim için yeni ortaklıklar ve değer zincirinde yer alma imkânı doğuruyor; bölgesel ihracat hedefi ise enerji ile dış politikayı birleştiren bir boyut ekliyor. Bununla birlikte önemli belirsizlikler mevcuttur.

Birincisi, SMR teknolojisi henüz ticari olgunluğa ulaşmış değildir, ilk örneklerin maliyeti ve teslim takvimi öngörülenden farklı seyredebilir. İkincisi, Akkuyu’nun Rusya merkezli yapısı, tedarikçi çeşitlendirme hedefiyle birlikte düşünüldüğünde, enerji güvenliği ile jeopolitik bağımlılık arasındaki dengeyi gündemde tutuyor. Üçüncüsü, nükleer yakıt ve uranyum tedarik zincirinin küresel rekabeti, Türkiye gibi dışa bağımlı ülkeler için stratejik bir değişken oluşturuyor. Dördüncüsü, veri merkezi talebine dayanan projeksiyonların gerçekleşmesi, hem küresel yatırım iştahının hem de yerli sanayi kapasitesinin sürekliliğine bağlıdır.

Sonuç

Yapay zekânın tetiklediği nükleer rönesans, enerji ile teknolojinin kesiştiği yeni bir jeoekonomik sahne yaratıyor. Türkiye, Akkuyu’nun ardından SMR odaklı bir ikinci aşamaya hazırlanarak ve ABD, Güney Kore gibi ortaklarla iş birliği ağı kurarak bu dalganın içinde konumlanmaya çalışıyor. Bölgeye yönelik ihracat hedefi, bu çabaya dış politika boyutu da katıyor. Ancak planların somut sonuca dönüşmesi, SMR teknolojisinin olgunlaşmasına, tedarikçi çeşitlendirmesinin başarısına ve yakıt tedarikinin güvence altına alınmasına bağlı olacaktır. Türkiye açısından nükleer enerji, hem artan elektrik talebine yanıt verme hem de bölgesel bir teknoloji ve enerji aktörü olma iddiasının sınandığı bir alan olmayı sürdürüyor.

Kaynakça

Goldman Sachs Research, ABD veri merkezi güç talebi projeksiyonları, Mayıs 2026 (www.indmoney.com üzerinden derlenmiştir)

International Energy Agency (IEA), veri merkezi ve SMR tedarik anlaşmaları raporu, Nisan 2026 (www.smrbrief.com üzerinden)

EnergyNow, “How Trump and AI Data Centers Are Boosting Nuclear Power”, Temmuz 2026 (www.energynow.com)

Core Insights Review, “Small Modular Reactor Nuclear Power for Data Centers: 2026 Deep Dive”, Ağustos 2026 (www.coradvisors.net)

Anadolu Ajansı Enerji Terminali, “Küçük modüler reaktörler küresel nükleer büyümenin dörtte birini üstlenecek”, Ağustos 2026 (www.aa.com.tr)

Takvim / Bundle, Enerji Bakanı Bayraktar’ın SMR açıklamaları, Eylül 2026 (www.takvim.com.tr)

İstanbul Ticaret Gazetesi, “Nükleerde ikinci perde: Mikro reaktörlere hibe ve vergi desteği” ve SMR hedefleri, 2026 (www.istanbulticaretgazetesi.com)

Haber.aero, “Türkiye’nin ilk SMR’si için hedef 2030” (TÜNAŞ-USTDA anlaşması), Eylül 2026 (haber.aero)

Yeşil Haber, Türkiye-Güney Kore i-SMRDA / Nuclean SMR iş birliği, Haziran 2026 (www.yesilhaber.net)

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün