Giriş
Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, özellikle 2023 sonrasında sert bir siyasi söylem ve 2024’te uygulamaya konan ticaret kısıtlamalarıyla belirgin biçimde gerildi. Buna karşın iki ülke, üçüncü bir aktör aracılığıyla birbirine bağlı olmayı sürdürüyor: Azerbaycan. Türkiye’nin “iki devlet, tek millet” sözüyle tanımladığı Azerbaycan, aynı zamanda İsrail’in başlıca enerji tedarikçilerinden ve silah müşterilerinden biridir. Bu durum, Güney Kafkasya’da ve ötesinde çıkarların kesiştiği karmaşık bir üçgen ortaya çıkarıyor.
Bu analiz, söz konusu üçgenin işleyişini, barındırdığı paradoksu ve Türk dış politikası açısından sonuçlarını ele almaktadır.
Üçgenin Üç Kenarı
Birinci kenar, Azerbaycan ile İsrail arasındaki enerji ve silah temelli ortaklıktır. SIPRI verilerine göre İsrail, 2016-2020 döneminde Azerbaycan’ın büyük silah ithalatının yaklaşık yüzde 69’unu karşıladı; bu sistemler Bakü’nün Karabağ’daki askerî üstünlüğünde belirleyici rol oynadı. Karşılığında Azerbaycan, İsrail’in ham petrol ihtiyacının önemli bir bölümünü sağlıyor. Basına yansıyan verilere göre Azerbaycan petrolü, yaklaşık yirmi yıldır İsrail’in yıllık tüketiminin yüzde 40 civarını, 2025’te ise petrol ithalatının yaklaşık yüzde 46’sını oluşturdu.
İkinci kenar, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki yakın siyasi ve askerî ortaklıktır. Bu ilişki, enerji nakil hatları, savunma iş birliği ve bölgesel ulaştırma koridorları üzerinden kurumsallaşmış durumdadır.
Üçüncü kenar ise Türkiye ile İsrail arasındaki gergin, ancak tümüyle kopmamış ilişkidir. Burada belirleyici ayrıntı şudur: Azerbaycan petrolünü İsrail’e taşıyan Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattı, Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Akdeniz’deki Ceyhan limanına ulaşıyor ve petrol buradan tankerlerle İsrail rafinerilerine gönderiliyor. Böylece Türkiye, İsrail’e akan petrolün geçiş güzergâhında yer alıyor.
Paradoks: Söylem ile Pratik
Bu yapı, dikkat çekici bir paradoks doğuruyor. Türkiye 2024’te İsrail‘le ticareti kısıtlama kararı aldı ve siyasi düzeyde sert bir dil benimsedi. Buna rağmen Azerbaycan petrolünün Ceyhan üzerinden İsrail’e akışı sürdü. Reuters’ın Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Ceyhan üzerinden yapılan sevkiyatlar 2026 başında günde yaklaşık 94 bin varile ulaştı ve bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 31 arttı. Türk tarafının İsrail’i doğrudan varış noktası gösteren yüklemelere izin vermediği yönünde açıklamalar bulunsa da çok uluslu tedarik zincirinin işlemeyi sürdürdüğü görülüyor.
Bu tablo, resmî söylem ile fiilî ekonomik akış arasındaki mesafeyi ortaya koyuyor. Kimi değerlendirmeler durumu bir tutarsızlık olarak okurken, kimileri Azerbaycan‘ın çıkarlarını gözeten bilinçli bir esneklik olarak yorumluyor. Konu, Gazze Savaşı bağlamında etik ve siyasi tartışmalara da açık hâle gelmiş durumdadır.
Azerbaycan’ın Dengeleyici Rolü
Bu üçgende Azerbaycan, pasif bir kesişim noktası olmanın ötesinde aktif bir dengeleyici rol üstleniyor. Bakü, kuzeyde Rusya ve güneyde İran gibi zorlu komşularla çevrili coğrafyasında güvenliğini çok yönlü ortaklıklarla sağlamaya çalışıyor; İsrail’den silah, Türkiye’den siyasi destek ve enerji güzergâhı, bu stratejinin farklı ayaklarını oluşturuyor. İki ortağı arasında gerginlik arttığında ise Bakü arabulucu konumuna geçiyor. Nitekim Azerbaycan, Suriye’de Türk ve İsrail güçlerinin sahada karşı karşıya gelmesini önlemeye dönük görüşmelere ev sahipliği yaptı. BTC hattının üç ülkeyi birbirine bağlayan yapısı, Bakü’ye İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliğin doğrudan bir çatışmaya dönüşmesini engellemek için somut bir gerekçe veriyor.
Türk Dış Politikası Açısından Sonuçlar
Üçgen, Türkiye için aynı anda bir kısıt ve bir imkân barındırıyor. Kısıt yönü, İsrail’e yönelik sert söylemin, müttefik Azerbaycan’ın çıkarları nedeniyle fiiliyatta sınırlanmasıdır; petrol akışını durdurmak, İsrail’den çok Azerbaycan’ı ve transit gelirlerini etkileyeceği için Ankara’nın hareket alanını daraltıyor. İmkân yönü ise aynı bağların bölgesel istikrarsızlığı yönetmek için bir kanal sunmasıdır; Azerbaycan üzerinden kurulan dolaylı temas, kriz anlarında tırmanmayı sınırlayan bir mekanizma işlevi görebiliyor.
Bu denklem, Orta Koridor hattı ve İran faktörüyle daha da karmaşıklaşıyor. Güney Kafkasya’daki ulaştırma düzenlemeleri ilerledikçe üç ülke arasındaki ekonomik bağımlılık derinleşebilir. Ankara açısından asıl mesele, İsrail’e yönelik ilkesel duruşu ile Azerbaycan merkezli stratejik çıkarları arasında sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.
Sonuç
Türkiye-İsrail-Azerbaycan üçgeni, dış politikada söylem ile çıkarın her zaman örtüşmediğini gösteren somut bir örnektir. Türkiye ile İsrail siyasi düzeyde karşı karşıyayken, Azerbaycan’ın enerji ve güvenlik bağları iki ülkeyi dolaylı biçimde aynı denklemde tutuyor. Bu yapı, Bakü’ye bölgesel bir dengeleyici rolü kazandırırken, Ankara’ya hareket alanını sınırlayan ve aynı zamanda kriz yönetimi için kanal sağlayan bir çerçeve dayatıyor. Üçgenin geleceği, Güney Kafkasya’daki koridor siyasetinin, İran ile ilişkilerin ve Türkiye-İsrail gerginliğinin seyrine bağlı olarak şekillenecek.
Kaynakça
The Media Line, “Israeli Arms, Iranian Drones and Turkish Oil: Azerbaijan’s High-Stakes Balancing Act”, Ağustos 2026 (www.themedialine.org)
The Jerusalem Post, “Israeli arms, Iranian drones, Turkish oil: Azerbaijan’s high-stakes balancing act”, Ağustos 2026 (www.jpost.com)
Middle East Monitor, “From underground wealth to diplomatic power: Azerbaijan’s energy strategy” (SIPRI ve Kpler verileriyle), Ekim 2026 (www.middleeastmonitor.com)
Turan.az, “Herzog in Baku: A Strategic Partnership at the Crossroads of Regional Tensions”, Ekim 2026 (www.turan.az)
Reuters / Kpler, Ceyhan üzerinden İsrail’e petrol sevkiyatı verileri, Ocak 2026 (Middle East Monitor üzerinden)
RFE/RL, Azerbaycan-İsrail ilişkileri üzerine değerlendirme, 2025 (www.rferl.org)