Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Ortadoğu’daki Güç Mücadelesinde Bir Kültür Zaferi: Kerkük’te Türkçe’nin Resmi Dil Olması

Ortadoğu’daki Güç Mücadelesinde Bir Kültür Zaferi: Kerkük’te Türkçe’nin Resmi Dil Olması

Doç. Dr. Yunus Emre TANSÜ

Güvenlik Stratejisti, Akademisyen, Yazar

Kerkük ve Musul meselesi artık sadece Kerkük’te yaşayan Türkmenlerin değil tüm dünyadaki Türklerin ortak meselesi hâline gelmiştir. Zira Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kerkük, Musul, Erbil, Gölen, Bayırbucak ve Halep’te yaşayan Türkmenler, İngilizlerin ustaca yürüttüğü sömürgecilik siyasetinin sonucunda petrol bölgelerine yakın olmalarından dolayı İngiltere idaresinde sömürge sakinleri olarak yaşamaya mahkûm edilmişlerdir.

Ne kadar Türkiye, Misak-ı Millî sınırları içinde olduğundan dolayı Kerkük, Musul, Halep ve Erbil’de yaşayan Türkmenlerin haklarını korumaya çalışsa da Lozan Barış Antlaşması’nda bu sorun İngiltere’nin petrol bölgelerini elinde tutmaya çalışması sebebiyle şiddetli muhalefeti ile karşılaşmış ve anlaşmada daha sonra çözülecek sorunlar arasında bırakılmıştı. Daha sonra Şeyh Sait İsyanı ve süreçteki diğer birtakım gelişmeler gibi sebeplerden ötürü İngiltere de Kerkük, Musul ve Erbil’i kaybetmemek için Suriye’den Fransızlar tarafından çıkarılan Prens Faysal’ı yapay olarak oluşturulan Irak Sömürge Krallığı’nın başına getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Hicaz Emiri Şerif Hüseyin’e vaat edilen Büyük Arabistan da İngilizler tarafından parçalara bölünerek Suriye, Irak, Transürdün ve Arabistan krallıkları kurulmuştur. Daha sonra Suriye de arasında Fransızlar tarafından Lübnan ve Suriye olarak ikiye bölünmek suretiyle parçalanmıştır. Böylece böl-yönet taktiği ile İngiltere hem Şerif Hüseyin, İbni Suud ailesinin yaptığı bir darbeyle Arabistan’da yönetimden uzaklaştırmış hem de Suriye’yi Fransız nezaretine bırakarak daha önce Suriye kralı ilan ettiği Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı ortada bırakmıştı. Buna karşılık olarak Irak tahtını ona Ürdün tahtını ise Faysal’ın kardeşi Abdullah’a vererek bu sorunu çözümlenmişti.

Neticede İngiltere ile iş birliği yapan İbni Suud, Arabistan’da, Mekke şerifi Hüseyin’in iki oğlu Kral Faysal ve kardeşi Abdullah Irak ve Ürdün’de iktidarı ellerine almışlardı. Sonuç itibarıyla İngiltere sömürgesi üç devlet, Fransız sömürgesi iki devlet olmak üzere beş devlet ortaya çıkmıştır. Böylece oluşturulan İngiltere tarafından yapay bir sınır çizimleriyle aynı topraklarda yaşayan aynı dili konuşan Arap, Türkmen ve Kürt halklarının parçalara bölünerek Osmanlı idaresi sonrası sömürgeleştirilmişlerdir.

Tabii Türkiye, Birinci Dünya Savaşı sonrasında kazandığı Kurtuluş Savaşı ve Lozan Barış Antlaşması’nın akabinde bu oldu bittiye karşı çıkmış ve bunun sonucu olarak da bir mücadele ortaya koymuştur. Gerek Kuzey Irak’ta direnen Türkmenler ve Arapların karşılık vermesi, gerekse mevcut konjonktürün İngiltere’nin istediği gibi gitmesi sonucu birtakım oldu bittilerle Musul ve Kerkük sorunu Milletler Cemiyeti’ne taşınmıştır. Milletler Cemiyeti de aynı bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Amerika, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’in egemenliğinde olması gibi İngiltere egemenliğinde olduğundan dolayı Musul ve Kerkük meselesinde bu devlet lehine bir karar çıkmıştır. Sonuç itibarıyla İngilizler, Kerkük ve Musul petrollerini işletmek için büyük bir oyun oynamışlardır. Tabii bu durumda Kuzey Irak’ta ve Suriye’de yaşayan Türkmenler büyük hak kayıplarına uğramıştır.

Daha sonra İngilizler tarafından kurulan Irak Devleti’nin anayasasında Türkler, Kürtler ve Araplar da olmak üzere kurucu üç halktan bahsedilmiş olmasına rağmen nedense Kürtlerin yaşadıkları bölge ayrılıp onlara birtakım ayrıcalıklar tanındığı hâlde Türkmenlere karşı hep bir baskı politikası yürütülmüştür. Hem bu krallık döneminde, daha sonra askeri darbeyle iktidara gelen askeri dönemde, en sonunda da Baas Partisi döneminde aynen devam etmiştir. Zaman zaman Türkmen liderleri katledilmiş, Türkler topluca öldürülmüş, Altın köprü Tuzhurmatu, Kerkük gibi şehirlerde toplu katliamlar veya infazlar olmuştur. Bunun sonucu olarak Türkler, Türk aydınları ve siyasi Türkmen liderleri ülkeyi terk etmek zorunda kalmış, Türkiye’ye ve dünyanın diğer ülkelerine göç etmek zorunda kalmışlardır. Ancak Türk şehirleri olan Kerkük, Musul ve Erbil, zaman içinde Irak Devleti’nin baskıları ve bölgesel Kürt aşiretlerinin faaliyetleri sonucunda ciddi bir demografik yapı değişikliğine uğratılmıştır.

2008’de Kerkük’teki bütün devlet daireleri ve yol tabelalarının Türkçe de yazılmasına dair karar, ancak bunun üzerinden 15 yıl geçtikten sonra yürürlüğe girebildi. Her ne kadar Türkmenlerin hakkını savunduğunu ileri sürmelerine rağmen Irak’a Amerikan işgali ve sonrasında kurulan hükûmetlerin politikaları da Türkmenlerin haklarını kısıtlayıcı nitelikteydi.

Bu arada Amerikan gizli servisinin yan örgütü olan El Kaide, DEAŞ, Taliban gibi Rusya’ya ve Rus yayılmasına karşı kullanılmak üzere kurulan ama daha sonra ortaya çıkan sorunlardan dolayı Amerika’ya da düşman olan İslami terör gruplar yeniden örgütlenerek Kuzey Suriye, Kuzey ve Orta Irak’ta âdeta devletin varlığını ortadan kaldırmış; inanılmaz zulümler ve işkencelerle tarihin en büyük katliam ve göç hadiselerinden birisini de başlatmışlardı. Bunun yıkıcı etkilerinin Musul ve Kerkük bölgesinde yaşayan Türkmenler ciddi bir şekilde yaşamışlardır. Hemen bunun akabinde Amerika destekli YPG/PKK/PEJAK terör gruplarının bölgeye gelmesi ve bölgesel Kürt yönetiminin Kerkük ilgili politikaları, bölgenin sosyal, demografik ve kültürel yapısını değiştirmeye yönelik faaliyetlere yol açmıştı. Bütün bunlara karşı Türkiye her zaman kararlı tutumunu devam ettirmiş, Bütün Türkmen siyasi parti ve grupları, Irak Türkmen Cephesi bünyesinde birleşerek Irak Bölgesel Kürt yönetimine hem de Irak merkezi yönetimine karşı demokratik yollarla haklarını savunmuşlar ve kendilerini ifade etmişlerdir.  Özellikle bu konuda Irak Türkmen cephesi milli liderlerine, Irak’taki Türkmen Cephesi yöneticilerinin gayretleri çok önemlidir. Bu uğurda şehit edilenler ve hayatını feda eden Allah’tan rahmet diliyor, bugün Irak Türkmenlerinin haklarını da en ciddi ve iyi şekilde savunan Türkmen cephesi liderlerine de teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

Bunun dışında Kerkük’te kurum ve yönlendirme levhaların Türkçeleştirilmesi bütün levhalarda ya Arapça’nın yanında sıra Türkçe’nin yer alması aslında 15 yıl önce alınmış bir karar olsa da bugün uygulanması Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti’nin bölgedeki kararlı tutumunun etkisidir. Türkiye, bölgede hem bölgesel etnik teröristlerle hem de dini terör gruplarıyla çok ciddi bir mücadele sürdürmektedir. Asla sivil hedefleri veya siyasal yapıları hedef almayan Türkiye Cumhuriyeti güvenlik güçleri, sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Irak’ta sivil halka, Türkmenlere, Araplara, Kürtlere yönelik saldırgan bir politika uygulayan, etnik ve dini kökenli olduğunu iddia etmekle beraber Batılı ülkelerinin gizli servislerinin yan sanayi ürünü olup kullanılıp atılan ancak bölgenin başına bela olan Batılı gizli servislerle organik bağlarının ne düzeyde olduğu hâlâ bilinmeyen gruplarla ciddi bir terör mücadelesi gerçekleştirmektedir.

Daha da acı olanı bu teröristlerin Avrupa Birliği ülkelerinde ve Amerika nezdinde zaman zaman itibar görmesi, liderleri ile diğer terör örgütleriyle mücadelede iş birliği teklif edilmesidir. Yani aslında birbirine kırdırma siyaseti ile aslında Amerika, bir şekilde bölgedeki varlığını güçlendirmeye çalışmaktadır. Bölgeye komşu olan ve saldırı altındaki soydaşlarının haklarını koruyan Türkiye’ye karşı, “Burada ne işi var?” diyerek propaganda yürüten mihraklar ve bunların yerli ve uluslararası iş birlikçilerine karşın, dünyanın binlerce kilometre ötesinden, on binlerce deniz mili uzaklıktan gelip bölgede bir varlık göstermeye çalışan ülkelerin ve bunların yan sanayisi terörist grup ve kliklere ise kimse burada ne işleri var sorusunu sormamakta veya yorum yapmamaktadır. Bu da acı bir stratejik tespit olsa gerektir.

Batılı ülkeler her zaman demokrasiyi ön ve arka bahçelerinde isterken, gelişmekte olan ya da üçüncü dünya ülkelerinin ön veya arka bahçesinde demokrasinin filizlenmesine asla izin vermemektedirler. Buna karşın kendi iş birlikçilerinin iktidarda olmasını, demokrasinin yürümesinden ve yaşatılmasından çok daha önemli görmektedirler. Adeta çıkarlarına demokrasi ve insan haklarını feda etmektedirler.

Kerkük’te kurum ve yönlendirme levhalarında Türkçe kullanılması bölge için bir ilktir. Bunun arkası gelecektir. Musul ve Erbil, daha sonra Irak’ta bütün levhalarda Türkçe kullanılacaktır. Suriye’de bu gelişmeye benzer uygulamaların başlaması yakındır. İran’da da, bölgedeki Türk nüfusunun yaşadığı diğer bütün ülkelerde istikbalde Türkçe kullanımı yaygınlaşacaktır. Bu yüzden Kerkük Türklerini Ortadoğu’nun kültürel kaderini değiştirecek bu adımı atarak Türk Dünyası’na yaptıkları büyük hizmetten dolayı kutlarım. Kerkük Türklerinin bu başarısının Ortadoğu’daki Türklere örnek teşkil ettiğini önemli vurgulamak istiyorum.

 

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün