Uluslararası sistemin giderek daha parçalı, öngörülemez ve yapısal krizlere açık hale geldiği günümüzde, diplomasi olgusu devletler arası kapalı kapılar ardında yürütülen geleneksel faaliyet alanının ötesine geçmiştir. Modern diplomatik süreçler artık çok katmanlı, çok aktörlü ve kamuoyunu doğrudan hedef alan hibrit bir karakter sergilemektedir. Bu dönüşümün Türk dış politikasındaki en somut tezahürlerinden biri olarak öne çıkan Antalya Diplomasi Forumu (ADF), 2021 yılındaki başlangıcından itibaren beşinci organizasyonuna ulaşarak Türkiye’nin dış politika vizyonunun kurumsal bir yansıması haline gelmiştir. Forum, bir devlet prestij göstergesi olmanın yanı sıra, Türkiye’nin küresel yönetişim süreçlerine müdahil olma iradesinin de stratejik bir dışavurumudur.
ADF, küresel platformlara oranla daha kapsayıcı mı?
ADF’nin uluslararası sistemdeki konumunu doğru tayin edebilmek adına Münih Güvenlik Konferansı, Davos Dünya Ekonomik Forumu ve Doha Forum gibi yerleşik organizasyonlarla mukayese edilmesi elzem bir hal almaktadır. Bu platformlar, uzun yıllardır küresel aktörlerin gündem belirlediği ve politika önerilerinin ortaya atıldığı merkezler olarak kabul edilmektedir. Antalya Diplomasi Forumu da benzer şekilde devlet ricali, uluslararası örgüt temsilcileri ve entelektüel çevreleri bir araya getirerek Türkiye’yi bu küresel ağın merkezine yerleştirmektedir. Ancak ADF’yi benzerlerinden ayıran temel karakteristik, Batı merkezli hegemonik perspektifin ötesine geçerek Afrika, Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika gibi geniş bir coğrafyayı kapsayan daha plüralist bir temsil iddiası taşımasıdır.
Forumun işlevsel kazanımlarının başında, Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde üstlendiği “arabulucu” ve “kolaylaştırıcı” kimliğinin pekiştirilmesi gelmektedir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ve Tahıl Koridoru Anlaşması gibi kritik süreçlerde sergilenen performans, ADF gibi platformlar aracılığıyla diplomatik bir meşruiyet zemini bulmaktadır. Türkiye, sert güç unsurlarını yumuşak güç enstrümanlarıyla tahkim ederek çok boyutlu bir dış politika yürütmekte; ADF ise bu stratejinin söylemsel ve kurumsal bileşeni olarak işlev görmektedir.
ADF sınırlı bir kapasiteye mi sahip?
Organizasyonun başarısının yanı sıra eleştiriye açık bazı yapısal handikapları da mevcuttur. İlk olarak, bu tür uluslararası platformların somut ve bağlayıcı politika çıktıları üretme kapasitesi doğası gereği sınırlı kalabilmektedir. ADF bünyesindeki tartışmaların büyük oranda normatif düzlemde kalması, pratikte uygulanabilirliğinin sorgulanmasını beraberinde getirmektedir. Ayrıca, katılımcı profilinin zaman zaman dönemsel siyasi dengelere göre şekillenmesi, forumun evrensel temsil gücüne dair akademik tartışmaları canlı tutmaktadır. Bu bağlamda, forumun bir iç politika prestij aracı olma riskinden arındırılması ve diplomatik katkılarının ampirik verilerle desteklenmesi, kurumsal sürdürülebilirlik açısından kritik bir öneme haizdir.
Türk diplomasisi zaviyesinden bakıldığında ADF, çok taraflı diplomasi kültürünün içselleştirilmesi noktasında önemli bir eşik olmaktadır. Uzun yıllar ikili ilişkiler ağırlıklı yürütülen dış politika paradigması, bu tür platformlar sayesinde daha geniş bir tabana/zemine yayılmaktadır. Forum, aynı zamanda kamu diplomasisi aracılığıyla Türk dış politikasının ana akslarını uluslararası kamuoyuna doğrudan aktarma imkânı da sunmaktadır. Buna ilaveten, akademi ile politika yapıcılar arasındaki ontolojik mesafenin azalmasına hizmet ederek, Türkiye merkezli düşünce kuruluşlarının küresel ağlara entegrasyonunu hızlandırmakta ve ulusal entelektüel sermayenin küresel dolaşımına ciddi bir katkı sunmaktadır.
Netice itibarıyla Antalya Diplomasi Forumu, Türkiye’nin küresel sistemde proaktif bir aktör olma arayışının kurumsallaşmış bir simgesi olarak her geçen gün büyük önem kazanmaktadır. Somut çıktı üretme konusundaki kısıtlarına rağmen; diplomatik temas trafiğinin yoğunlaşması ve Türkiye’nin kriz çözme kapasitesinin sergilenmesi açısından yadsınamaz bir öneme sahiptir. Henüz kurumsallaşma evresinde olan ADF’nin, doğru stratejik hamlelerle desteklenmesi durumunda uluslararası sistemde kalıcı bir “diplomatik merkez” haline gelmesi ve Türkiye’nin küresel siyasetteki ağırlığını artırması muhtemeldir.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı