Günümüzde Lübnan, İsrail’in 3 Mart 2026 tarihinde başlattığı kara harekâtı ve işgaliyle, tarihsel hafızasındaki en karanlık dönemlerinden biri olan 1982 işgalinin bir benzerini, ancak çok daha köklü demografik hedeflerle yaşamaktadır. İsrail’in “Güney Lübnan’ı Şiilerden arındırma” ve kalıcı bir “Sarı Hat” (Güvenlik Kuşağı) oluşturma çabası, bölgeyi sadece askerî değil, aynı zamanda demografik bir laboratuvar haline getirmiştir.
İsrail, 1982-2000 yılları arasında Lübnan’ın güneyinde kurduğu tampon bölge modelini, bu kez çok daha yıkıcı yöntemlerle geri getirmektedir. 1982 işgalinden farklı olarak mevcut operasyon, sadece Hizbullah’ı sınırdan uzaklaştırmayı değil, bölgeyi tamamen insandan arındırılmış bir alan haline getirmeyi hedeflemektedir.
İsrail’in 1982’deki “Galile’de Barış” operasyonu hızla Beyrut’a ulaşmayı hedeflerken 2026 işgali daha “yavaş, ihtiyatlı ve hesaplı” bir ilerleme stratejisi izlemektedir. İsrail, Litani Nehri’nin güneyinde kendi kontrolü altında bir “Sarı Hat” belirlemiştir. Bu hat içindeki köyler, sadece askerî hedefler için değil, sivil nüfusun geri dönüşünü imkânsız kılmak amacıyla ağır bombardıman ile “dümdüz” edilmektedir. 1982-2000 dönemindeki işgalden farklı olarak mevcut operasyon bölgeyi tamamen insandan arındırılmış bir “tampon bölge” hâline getirmeyi amaçlamaktadır.
İsrail, güneyde ve Bekaa hattında yaşayan Şii mezhebine mensup Lübnanlıların Hizbullah’ın askerî ve sivil kanadını oluşturduğunu iddia ederek, bu nüfusu tamamen bölgeden uzaklaştırmak istemektedir. Sınırdaki köyler ağır bombardıman ile “dümdüz” edilmekte, evler bir daha geri dönülemeyecek şekilde kullanılmaz hale getirilmektedir.
İsrail’in Lübnan’daki bu yeni hamlesi, geçici bir işgalden ziyade kalıcı bir demografik dönüşüm peşinde olduğunu göstermektedir. Tel Aviv’in masasındaki planlar, boşaltılan bölgelere yeni sakinler yerleştirilmesini öngörmektedir. Güney Lübnan Ordusu (SLA)’nun 2000 yılındaki çekilme sırasında İsrail’e kaçan yerli iş birlikçi milislerin neslinin bölgeye yerleştirilmesi tartışılmaktadır. Diaspora’da yaşayan Lübnanlı Yahudilerin ve Şii olmayan diğer Lübnanlı grupların bu “temizlenmiş” arazilere yerleştirilmesi İsrail’in sınırında “dost bir demografi” yaratma çabasının bir parçasıdır.
ABD ve İran arasında Pakistan’ın ara buluculuğunda varılan ‘İslamabad Mutabakatı’, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın durdurulmasını öngörse de, sahadaki gerçeklik İsrail’in bu antlaşmayı tanımadığını ortaya koymaktadır. İsrailli yetkililer, Lübnan’daki operasyonlar konusunda kendilerini mutabakatın bağlamadığını ve işgal edilen bölgelerden çekilmeyeceklerini açıkça ilan etmiştir. 300 milyar dolarlık yeniden inşa fonu ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi gibi kritik maddeler, sızdırılan taslak metinler ile sahadaki askerî tırmanış arasında derin bir uçurum yaratmaktadır.
Hizbullah, 2026 operasyonları öncesinde yaşanan istihbarat saldırılarıyla (çağrı cihazı ve telsiz patlamaları) ağır bir darbe almış ve bir süre “kör ve sağır” kalmıştır. Ancak askerî uzmanlar, örgütün Gazze’deki Hamas’tan çok daha güçlü olduğunu ve geniş bir tünel ağına sahip olduğunu vurgulamaktadır.
İsrail’in bu işgal stratejisi, Lübnan’ın zaten kırılgan olan mezhepsel dengelerini sarsmaktadır. Lübnan Kuvvetleri ve Ketaib Partisi gibi Maruni gruplar, İran’ın Lübnan üzerindeki etkisini sorgularken; Dürziler, İsrail’in liderleri Velid Canbolat’ın meşruiyetine yönelik saldırılarıyla bölünmeye çalışılmaktadır. Lübnan Hizbullah’ı, İsrail’in “hareket serbestisi” kazandığı 2 Mart öncesi statükoya dönmeyi reddetmekte ve “toprağı savunma hakkını” saklı tutmaktadır. Lübnan’daki bu krizin genişleyerek Suriye’yi de içine alması ve İsrail-İran arasında doğrudan bir “caydırıcılık laboratuvarına” dönüşmesi endişesi hâkimdir.
Sonuç
Lübnan toprakları, 1982 senaryosunun çok daha sofistike ve kalıcı bir versiyonuyla karşı karşıyadır. İsrail’in “Sarı Hat” planı, sadece bir güvenlik tamponu değil, Lübnan’ın demografik yapısını kökten değiştirmeyi amaçlayan bir de-facto işgal girişimidir. Uluslararası arenada imzalanan mutabakatlar kâğıt üzerinde umut vadetse de sahadaki askerî yığınak ve insansızlaştırma politikası, Lübnan’ın güneyini uzun soluklu ve çözümü belirsiz bir krizin merkezine yerleştirmektedir.
Hizbullah’ın uğradığı asimetrik istihbarat darbelerine rağmen koruduğu yeraltı savunma kapasitesi ise Lübnan iç siyasetindeki Maruni ve Dürzi aktörlerin derinleşen kırılgan mezhepsel fay hatları ve krizin Suriye-İran aksına genişleme potansiyeli; mevcut durumun geçici bir sınır çatışması olmadığını ortaya koymaktadır. Güney Lübnan, küresel diplomasi metinlerindeki iyimser tahminlerin aksine, jeopolitik aktörlerin doğrudan güç mücadelesi yürüttüğü, çözümü belirsiz ve uzun soluklu bir “bölgesel yıpratma savaşı” alanı haline gelmiştir.
Kaynakça
https://www.bbc.com/turkce/articles/ce3wkg2qq0po
https://dergipark.org.tr/tr/pub/sde/article/1116843
https://sana.sy/tr/international/2304006/
https://sana.sy/tr/international/2304419/
https://orsam.org.tr/yayinlar/abd-israil-iran-savasinin-lubnan-cephesi/
https://fikirturu.com/jeo-politika/israil-lubnanda-ne-yapmak-istiyor/
https://yetkinreport.com/2024/09/20/lubnanda-savasin-ayak-sesleri-ve-suriye/
Fotoğraf: Anadolu Ajansı