İstihbarat, akademik bir disiplin olarak ele alınmaktadır. Güvenlik bilimleri ya da uluslararası ilişkilerin alt bir kolu olarak istihbaratı ele alan yaklaşımlar, istihbarat disiplinin sahip olduğu potansiyeli görememektedir. İstihbarat disiplini, incelediği konuları sahip olduğu metodolojiye dayanarak interdisipliner ve/veya multidisipliner yaklaşımlarla açıklamayı ve literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Pek çok ülkede lisans ve lisansüstü seviyesinde akademik faaliyetler bu çerçevede yürütülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de bu alanda güzide bir kurum olarak ön plana çıkan Millî İstihbarat Akademisi/MİA, 9 Şubat 2023 tarihinde kurulmuş ve 6 Ocak 2024 tarihinde de faaliyetlerine başlamıştır. Akademik olarak ele alınan bu alan içerisinde “İstihbarat Tarihi” interdisipliner bir yaklaşımı gerekli kılmaktadır. ‘Türk İstihbarat Tarihi’ de bu çerçevede incelenmeli ve araştırmalar ile genişletilmelidir.
İstihbarat tarihinin önemli açmazlarından birini: “kurumsallaşma” olarak tanımlamak mümkündür. Alanyazımında sıkça karşılaşılan sorunlardan biri olan kurumsallaşma en temelde organizasyon ve hukuka ihtiyaç duymaktadır. Bu iki ögenin varlığı ve yokluğu herhangi bir istihbarat oluşumunun “organizasyon” mu “teşkilat veya yabancı istihbarat örgütlerinden bahsederken servis” mi olduğunu belirlerken esas alınmaktadır. Bu konuya açıklık getirmek adına; Sultan II. Abdülhamid devrinin istihbarat oluşumu olan “Yıldız İstihbaratı” bir istihbarat teşkilatı değil, istihbarat organizasyonudur çünkü kurumsal yapının temel taşları olan organizasyon ve hukuka sahip olmadığı değerlendirilmektedir. Türk istihbarat tarihi için geçerli olan bu durum diğer dünya istihbarat örgütleri için de geçerlidir. Bu sebepten dolayı dünyadaki diğer örgütlerin de “kurumsallaşma” sürecini tamamladıkları tarih araştırmalarda esas alınmaktadır. Dönemsel olarak ifade etmek gerekirse bu kurumsallaşmanın sağlandığı süreç II. Dünya Savaşı sonrası ve Soğuk Savaş olarak adlandırılmaktadır. Polis Dedektifliği uygulamalarının 19 ve 20.yy.’da bu kurumsallaşmaya zemin hazırladığı değerlendirilmektedir.
İstihbarat tarihi, insanoğlunun “devlet mefhumu ile tanıştığı tarih”e kadar uzanmaktadır. Ve hatta bir klişe olarak insanlık tarihinin en eski iki mesleği arasında fahişelik ve casusluk bulunmaktadır. II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan kırılmaya kadar istihbaratın en genel amacının askerî ihtiyaçları karşılamak üzere cevaplar üretmesi olduğunu söylenebilir. Türk istihbarat tarihinde de dönemler boyunca yöneticilerin askerî ihtiyaçlarını karşılamaya odaklanan istihbarat organizasyonlarını görmek mümkündür. Kadim Türkistan bozkırlarında kurulan Türk devletlerinin istihbarata oldukça önem verdikleri görülmektedir. Göktürk kitabelerinde “körüg” olarak ifade edilen ‘haber getiren kişi’ anlamındaki terimin varlığı da buna bir ispattır.
Türk istihbarat tarihi, çok geniş ve esaslı bir araştırmanın konusu olduğundan dolayı bu çalışmanın ele almaya gayret ettiği odağı daraltmak adına kurumsallaşma süreci incelenecektir. Bu doğrultuda Osmanlı Devleti’nin sonları, Millî Mücadele Dönemi ve Cumhuriyet dönemleri öne çıkmaktadır. Yıldız İstihbarat organizasyonunun kurumsal bir yapı taşımadığını belirtmiştik. Akademik tartışmalarının yoğunlaştığı bir diğer organizasyon ise Teşkilat-ı Mahsusa’dır. Teşkilat-ı Mahsusa, bazı çalışmalarda ‘erken dönem gayrinizami harp birimi’, bazılarında ‘istihbarat teşkilatı’ ve bazılarında ‘istihbarat faaliyeti yürüten gayrinizami harp birimi’ olarak ele alınmıştır. Bu akademik tartışmalarına son veren MİT, Teşkilat-ı Mahsusa’yı erken dönem gayrinizami harp birimi olarak kabul etmiştir. Bununla beraber şunu da ifade etmekte fayda vardır ki “İttihatçı istihbarat anlayışı” modern Türk istihbaratının temelini oluşturmuştur. Millî Mücadele dönemindeki istihbarat teşkilatlarında, Teşkilat-ı Mahsusa’nın etkisini görmek mümkündür. Millî Mücadele, pek çok Türk istihbarat teşkilatının birbirinin ardılı veya öncülü olduğu, iç içe geçtiği kaotik bir dönem olmuştur. Örneğin Teşkilat-ı Mahsusa’dan ayrılan Karakol, Zabitan ve Yavuz grupları varken Ankara’da Hamza grubu faaliyetlerine başlamıştır. Hamza grubu, Mücahid, Muharip, Felak, Askerî Polis Teşkilatı ve Tedkik Heyeti Amirlikleri olarak devam etmiş beraberinde Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi, Müdafaa-i Milliye Teşkilâtı ve diğer istihbarat teşkilatları kurulmuştur.
Zaferle sonuçlanan Millî Mücadele’nin ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, istihbarat teşkilatlarının tek bir çatı altında toplanmasını uygun görmüştür. Mustafa Kemal Atatürk tarafından bu görev Mareşal Fevzi Çakmak’a verilmiştir. 19 Aralık 1926 tarihinde devletin emniyet ve müdafaası ile görevli, Millî İstihbarat Teşkilâtı’nın öncülü olarak kabul edilen, Millî Emniyet Hizmeti/ M.E.H./MAH kurulmuştur. Organizasyon olarak varlığı sabit bulunan teşkilatın hukuk mahiyetinde varlık kazanması ve tam kurumsallaşması 22 Temmuz 1965 tarihindeki 644 sayılı Millî İstihbarat Teşkilâtı Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile sağlanmış ve adı da M.E.H.’ten MİT’e değiştirilmiştir. Başbakanlığa bağlı olan kurum, 2017 yılında yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmıştır ve günümüzde T.C. Cumhurbaşkanlığı Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı olarak faaliyetlerini yürütmektedir.
Akademik bir disiplin olan istihbarat ve onun bir kolu olarak istihbarat tarihi; sahip olduğu teori ve metodoloji ile ele alınırken askerî tarihten faydalanabilir. Ülkemizde son zamanlarda bir başka güzide kurumumuz Millî Savunma Üniversitesi/MSÜ başta olmak üzere incelenen askerî tarih, Türk Askerî Tarihi ve Türk İstihbarat Tarihi çalışmalarına ışık tutmaktadır. Bu alanlara ilgi duyan araştırmacıların niceliği ve niteliği arttıkça ortaya çıkacak çalışmaların büyük Türk tarihine ve o tarihten beslenen Türk milletinin yüceltilmesine katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı