Blog Yazılarımız

TUDPAM | Türk Dış Politikası Araştırma Merkezi > Analizler > Çok Bilinmeyenli Denklem: Orta Doğu

Çok Bilinmeyenli Denklem: Orta Doğu

Görkem Berk Gedikli

TUDPAM Araştırma Asistanı

7 Ekim’de İsrail’in kontrolünde bulunan bölgelere başlayan Hamas’ın operasyonu tüm dünyada şok etkisi uyandırdı. İsrail devletinin güvenlik organları arasındaki koordinasyonsuzluklar bu olayın kısa sürede İsrail açısından vahim bir duruma dönmesiyle başladı. Birçok İsrail vatandaşı –buna bazı askerler ve bir general de dâhil – esir alındı. Sabah başlayan operasyon ile birçok bölgeye yüzlerce füze ve roket saldırısı yapıldı. Hamas’ın silahlı askeri kanadı İzettin El Kassam Tugayı İsrail’e ait birçok askeri bölgeyi ve hatta bir İsrail Askeri Üssü’nü de ele geçirdi.

Büyük zafiyet gösteren İsrail Ordusu ve İstihbaratı olaylardan İran’ı mesul tuttu. Bunu dile getiren İsrail Savunma Bakanı: “İran bizimle açıkça savaş başlattı ve ağır intikamını alacağız.” dedi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, “Halkımdan sabır bekliyorum. Kazanacağız!” diyerek net bir ifade sergiledi.

İsrail’e destek açıklaması yapan ilk ülkeler ve örgütler Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Hindistan, Fransa ve Ukrayna oldu. Rusya ise 1967 sınırları esas alınarak Doğu Kudüs merkezli bir Bağımsız Filistin Devleti kurulması gerektiğini ifade etti. Bu açıklama geçtiğimiz yıllarda artan Rusya-İsrail ilişkilerinin zayıfladığının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. 2022’nin Şubat’ında başlayan Rusya-Ukrayna savaşının çıkmaza girmesi dünya ticaretinden, Orta Doğu Jeopolitiği’ne kadar birçok konuyu doğrudan etkilemişti.

Rusya’nın olabildiğince zayıflamasını ancak savaşı kaybedecek kadar da güçsüzleşmemesini isteyen Türkiye, Rusya için alternatif bir kanal oluşturmuş ve Rus ticaretinin Türkiye üzerinden akmasını sağlamıştı. Türk politika yapıcıları ile Rus politika yapıcıları arasındaki işbirliği, enerji ve gıda fiyatlarının belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştı. Bu durumun bir benzerini Türkiye İsrail için isteyebilir. Orta Doğu’da birçok defa oyun kurucu rolü denemiş ve istediği başarıyı tam olarak elde edememiş olan Türkiye, bölgenin tekrar istikrara kavuşması için bazı istikrarsızlık yaratan hadiselerin çözülmesini istemektedir.

Suriye’de bulunan YPG/PKK/PYD’ye ait gelir kaynağı oluşturan yerlerin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından imha edilmesi ile başlayan olaylar, Orta Doğu’da uzun süredir sessiz ancak derinden süren gerginliğin tekrardan gün yüzüne çıkmasıyla sonuçlandı. İsrail ve Filistin arasındaki yıllardır süre gelen anlaşmazlıklar ise İsrail’in bazı Körfez ve Arap ülkeleriyle yakınlaşması, Türkiye ile ilişkilerin artması gibi sebeplerden ötürü İran’ı son çare olarak yeni bir savaş başlatmaya mecbur bıraktı. ABD Eski İsrail Ataşesi Richard State’e göre, “İsrail’in Türkiye ve Suudi Arabistan ile oluşturduğu iyi ilişkileri bozmak amacıyla bu hârekat gerçekleştirildi.”

Kuzey Irak ile Türkiye sınırının Türkiye tarafından kontrol altına alınması ile gözler tekrar Kuzey Suriye’ye çevrilmişti. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı operasyona dair ‘net’ açıklamalar bölgenin havasının tekrar ısınacağını gösteriyordu.

Türkiye’nin İdlib’i yıllar sonra tekrar bombalaması ile Kuzey Suriye’ye yapılacak operasyon sinyalleriydi ve ardından Türk Hava Kuvvetleri’nin operasyonları başladı. Operasyon başladıktan sonra Türkiye’ye ait bir SİHA’yı imha eden ABD’nin net mesajına rağmen Türkiye kararlılık ile operasyonlarına devam etmekte.

Elbette Orta Doğu’da değişen dengeler, küresel ekonomik sistemin yarattığı sıkıntılar, Suriye-Çin yakınlaşması, Kara Hakimiyet Teorisi’ne göre Dünya’nın kalbi kabul edilen büyük coğrafyada ardı ardına çıkan çatışmalar ve savaşlar Türk politika yapıcılarının belirlemiş olduğu ‘Türkiye Yüzyılı’ mottosunun gerçekleşmesi için birçok fırsat ve tehdit barındırıyor. Azerbaycan’ın Karabağ’da tam hakimiyet kurması ve işgal edilen toprakları tekrar anavatana kavuşturması Türk Dünyası açısından oldukça olumlu bir hava yaratmıştı. Azerbaycan’ın işgal edilen topraklarını geri almasında büyük pay sahibi olan ve oldukça Azerbaycan ile oldukça iyi ilişkilere sahip İsrail’in olası bir doğrudan İran ile sıcak çatışmaya girmesi Kafkasya’dan Körfezlere kadar geniş bir coğrafyada yeni askeri hareketler ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Körfez ülkelerinden ve İran ile birlikte büyük bir doğalgaz ihracatçısı olan Kuveyt, yaşanan olaylardan İsrail’i sorumlu tutarken, bir diğer Körfez ülkesi olan Katar’da, “Mescid-i Aksa’ya defalarca düzenlenen baskınlar olmak üzere süregelen ihlaller nedeniyle tırmanan gerilimden yalnızca İsrail’i sorumlu tutuyoruz.” açıklamasını yaptı. İran’a yakın olduğu bilinen Irak Yönetimi de olanlardan İsrail’i sorumlu tuttu. Bir başka Orta Doğu ülkesi Afganistan ise komşu İslam ülkelerinin geçiş izni vermesi durumunda İsrail’e karşı Kudüs’e gireceklerini ifade etti. Türkiye ise tarafları sükûnete davet etti ve çatışmalar sonucunda ortaya çıkan sivil can kayıplarını kınadığını ifade etti.

Arap ülkeleri ile İsrail’in yakınlaşması Türkiye açısından iki farklı şekilde yorumlanabilir. Bölgenin istikrara kavuşması elbette önemlidir ancak Hindistan’dan başlayan ve Avrupa’ya uzanan yeni ticari koridorun Arap Devletleri ile İsrail üzerinden Türkiye bypass edilerek ortaya konması Türkiye için jeopolitik ve ekopolitik tehditler barındırmaktadır. Bugün İsrail ve Filistin arasındaki sorunların tamamen çözüme varması durumunda İsrail’in bir sonraki hedefi Lübnan Hizbullahı’nı yok etmek ve Golan Tepeleri’ndeki probleme odaklanmak olacaktır. Bölgede bulunan, askeri olarak en güçlü üç devletten biri olan İsrail’in jeopolitik problemlerini çözmesi Türkiye’nin her zaman yararına olmayabilir. Türk politika yapıcılarının Doğu Akdeniz’deki problemleri çözmek için asıl çözülmesi gereken problemin Suriye Krizi olduğunu varsayarsak, çok bilinmeyenli bir denklemin içinde bulunan Türkiye’nin hedeflerine İsrail’in nasıl ket vurduğunu daha net bir şekilde anlayabiliriz.

Webinara
Kayıt Ol !

Son 2 Gün