Irak’ın etnisite bağlamında en kırılgan düğüm noktalarından biri olan Kerkük’te 102 yıl sonra ilk kez bir Türkmen’in vali olarak göreve gelmesi, yerel bir idari değişimden çok daha fazla anlam taşımakla birlikte, bizlere bölgesel jeopolitiğin yeniden şekillendiğine dair güçlü bir işaret vermektedir. Nitekim Muhammed Seman Ağa’nın İl Meclisi oylamasıyla göreve gelmesi ve bu sürecin Irak Türkmen Cephesi (ITC) liderliğiyle doğrudan ilişkili olması, gelişmenin etnik-siyasi dengeler açısından önemini daha da artırmaktadır.
Kerkük, tarihsel olarak Osmanlı sonrası dönemde İngiliz manda yönetimi, Baas rejimi ve 2003 sonrası Amerikan müdahalesiyle şekillenen bir “ihtilaflı bölge” statüsüne sahiptir. Bu bağlamda Türkmenlerin 100 yılı geçkin süredir valilik makamından uzak kalmış olması, bir temsil sorununu ve aynı zamanda güç paylaşımının sistematik biçimde dışlayıcı karakterine işaret ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu nedenle Ağa’nın seçilmesi, sembolik olduğu kadar yapısal bir kırılma anlamı da taşımaktadır.
Bu gelişmenin Irak iç siyaseti açısından ilk etkisi, etnik güç dengesinin yeniden tanımlanması olacaktır. Kerkük, Arap, Kürt ve Türkmen unsurlar arasında paylaşılması gereken bir “mikro Irak” olarak düşünüldüğünde, Türkmenlerin yürütme organının başına geçmesi, özellikle Kürt siyasi aktörler açısından bir geri adım olarak algılanabilir. Nitekim Kürdistan Demokrat Partisi’nin oylamayı boykot etmesi, bu rahatsızlığın açık bir göstergesidir. Bu durum kısa vadede siyasi gerilimleri artırsa dahi, lakin uzun vadede yeni bir güç paylaşımı modelinin de önünü açabilme potansiyelini taşımaktadır.
Türkiye ve Türk Dünyası için ne önem arz ediyor?
Türkiye açısından bakıldığında, bu gelişme hem stratejik hem de kimliksel bir kazanım olarak değerlendirilecektir. Türkiye’nin Irak politikasında Kerkük her zaman kritik bir yer tutmuş ve bilhassa Türkmen nüfus üzerinden tarihsel ve kültürel bağlar vurgulanmıştır. Bir Türkmen valinin göreve gelmesi, Türkiye’nin bölgedeki yumuşak gücünü artırırken, dahası güvenlik politikaları açısından da dolaylı bir etki yaratabilir. Özellikle PKK’nın Irak’ın kuzeyindeki varlığı ve enerji hatlarının güvenliği göz önüne alındığında, Kerkük’te Türkiye’ye daha yakın bir yönetimin oluşması Ankara’nın elini elbette güçlendirecektir. Bununla birlikte, Türkiye’nin bu gelişmeye aşırı angaje olması, Irak’ın iç işlerine müdahale olarak algılanabileceğinden dikkatli bir denge politikası elzemdir.
Türkmen dünyası açısından ise bu gelişme, uzun süredir hissedilen siyasi marjinalleşmenin kırılmasına yönelik bir “psikolojik eşik” anlamı taşımaktadır. Irak Türkmenleri, Suriye Türkmenleri ve daha geniş anlamda Türk dünyası için bu olay, temsil ve görünürlük açısından moral verici/yükseltici bir örnek teşkil eder. Bu durum, özellikle Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi platformlarda Türkmen meselesinin daha fazla gündeme taşınmasına da yol açabilir.
Öte yandan, bu gelişmenin bölgesel yansımaları dikkatle izlenmelidir. İran, Irak’taki Şii nüfuzunu korumak adına Kerkük’teki güç değişimini temkinle karşılayacaktır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ise Kerkük’ü enerji kaynakları ve istikrar açısından kritik gördüğünden, etnik dengelerin bozulmamasına öncelik verecektir. Avrupa Birliği (AB) ise daha çok insan hakları ve yönetişim perspektifinden süreci değerlendirecektir.
Olası senaryolar neler?
Geleceğe yönelik senaryolar üç temel eksende şekillenebilir. Birinci senaryo, Türkmen valinin kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimseyerek etnik gerilimleri azaltması ve Kerkük’ü istikrarlı bir modele dönüştürmesidir. Bu durumda Kerkük, Irak için bir “başarı hikayesi” olabilir.
İkinci senaryo, Kürt ve Arap grupların dışlanmışlık hissiyle siyasi krizlerin derinleşmesi ya da derinleştirilmesi ve yönetim krizinin ortaya çıkması ya da çıkarılmasıdır. Bu durum, Kerkük’ü yeniden çatışma potansiyeli taşıyan bir alan haline getirebilir.
Üçüncü ve en olası senaryo ise, kontrollü bir rekabet ortamında kırılgan ama sürdürülebilir bir denge kurulmasıdır.
Sonuç olarak, Kerkük’te bir Türkmen valinin göreve gelmesi, yüzeyde bir idari değişim gibi görünse dahi derin yapısal sonuçlar doğurabilecek bir jeopolitik gelişmedir. Bu olay, Irak’ın iç dengelerinden Türkiye’nin bölgesel stratejilerine, Türk dünyasının kimlik siyasetinden küresel güçlerin Orta Doğu politikalarına kadar geniş bir etki alanına sahiptir. Dolayısıyla bu gelişme, sadece bugünün değil, önümüzdeki yılların da şekillenmesinde belirleyici bir rol oynama potansiyeli taşımaktadır.
Fotoğraf: Anadolu Ajansı